Arama
Canım Kardeşim

Canım Kardeşim

Canım kardeşim. Dert büyük. Lakin yine de ümitsiz değilim. Bu mesajımı bizim “ehli sünnet manifestomuz” olarak kabul edebilirsiniz. Bendeniz ve eşim şu günahkâr halimizle böyle inanır, böyle yaşamaya çalışırız.

Bu inanışımızın bir orta yol, mutedil bir çizgi olduğunu düşünüyoruz ve Cenabı Hakk’tan da bizi kısaca “İslam” diye adlandırdığımız bu yoldan ayırmamasını niyaz ediyoruz.

Umudumuz bu yöndedir.

Kıymetli kardeşim,

Rabbim bizleri ve tüm Ümmeti Muhammed’i, “Vehhabi, Selefi, Rafizi, Şii, Mezhepsiz, Modernist, Ehli Bidat, Ehli Cebriyyun, Ehli Kaderiyyun, Ehli Dehriyyun, Ehli Mürcie, Ehli Mücessime, Ehli Muattile, Ehli Müşebbihe, Ehli Hululiyye, Ehli Batıniyye, Ehli İttihadiye, Ehli Felasife, Ehli ibahiye, Ehli Şeytaniye ve Ehli Mu’tezile ilah…” olmaktan korusun.

Şerlerinden emin eylesin.

Yollarını kapımızın önünden dahi geçirmesin.

İşte bizim bugün en büyük korkumuz “yapay zekaların üretildiği, evrenin sınırlarının hızla keşfedildiği” şu zamanda, ilimden ve amelden, hakikat ve adaletten ayrılmış, ruhî derinlikleri ve fikrî ergenlikleri olmayan dayatma oluşumların ve sahte mutasavvıfların ümmet üzerindeki tahakkümünün kontrol edilemez hale gelmiş olmasıdır.

Özellikle ateizim ve deizim gibi süfli hezeyanların kol gezdiği, kapitalizmin en sefil yüzüyle ayyuka çıktığı günümüzde çocuklarımız birçok girdabın kucağında çare olarak ya maneviyatsız ilim sahibi olanların eline mahkum edilerek çiğ ve üstün ahlaktan uzak büyüyorlar ya da ilim namusundan mahrum sözde maneviyat erbabının önünde fikirsizce yetişiyorlar.

Korkumuz, endişemiz budur.

Git gide sığlaşan ehli sünnet denizinin yolcuları, had bilmez ehli dalaletin yükselişinin nedenlerini kendi sığlıklarında aramalılar.

Bendeniz safkan bir Maturidiyim.

Bir Ebu Hanife hayranı, İmamı Şafii aşığı, İmamı Malik ve Ahmed ibni Hanbel meftunuyum.

Şahı Nakşıbend müridi, Abdülkadiri Ceylanî şakirdiyim.

Lâkin tasavvufa “imanın yedinci şartıymış” gibi iman etmem.

Rabıta, “usulünce ve ehlince” yapılırsa “kalp ve ruhun terbiyesinde bir metod” olarak faydalıdır der ama “farzı ayındır” diye itikad etmem.

Rabıtası olmayanlar ehli gaflettir diyemem. Onları “sûrî cennete, rabıta yapanları hakiki cennete” gönderemem.

Zikri, Allah ve Rasülünün emrettiği ve tavsiye ettiği ve Sahabe-i kiramın uyguladığı şekilde yapmayı doğru bulurum. Gayrısıyla bidatlere düşmek endişesiyle mesafemi korurum.

Canım kardeşim,

Ben şefaate inanırım.

Allah’ın izin verdiği kullarının şefaat edeceğine tam itikad eder ama bunun bilgisinin Rasülullah müstesna sadece Allah’ta mahfuz olduğuna inanırım.

Ben kerameti hak bilirim.

Velayete inanır hatta bazı zatların veli olduklarına dair hüsnü zanda bulunurum. Ama hayatımı bu itikat üzerine kurmam. İnanç dünyamı bu inanç üzerinden inşaa etmem.

Ben Rabbimizin “aklınızı kullanın” emrini bir kenara koyup “aklınızı eşikte bırakıp da gelin” diyenleri tercih edemem.

Ben kainattaki herşeyin bir “Mürşidi Kamilin” tasarrufuyla değil Rabbimizin yedi kudretiyle istikamet bulduğuna inanırım.

Ben gerçek tasavvuf ehli mürşitlerin Allah’a ulaşmada bir aracı, Rasülullah’la aramızda manevi bir köprü olduğuna değil, nefsin terbiyesi ve ruhun tasfiyesi meselesinde bir rehber, müridin seyru sülûkuna yardımcı olan müşfik ve mürebbi ilim-irfan sahibi bir yol arkadaşı, Rasülullah’ın sünnetine tebaiyyette bir rol modeli olduğuna inanırım.

Ben cennete giden yolun sadece bizim çerçevemizden geçtiğini söyleyemem.

Bizden başka diğer yolların cehenneme uğrayıpta cennete gittiğini iddia edemem.

Yukarıda saydığım ve sayamadığım o sapkın yollara düşmemiş her müminin Allah’ın izni ve sonsuz merhametiyle cennete gideceğine inanırım.

Ben insanların hangi sıfatta olursa olsun kalpleri okuyabileceğine, zihinlerimizden geçenleri bileceğine inanmam.

Kalbin Cenabı Hakk’ın hususi bir mekanı olduğunu, melekler de dahil hiç bir yaratılmışın kalpleri okuyamıyacağını, orada tasarruf edemiyeceğini bilir ve inanırım.

Evrende olup bitenleri, müritlerinin ve kardeşlerinin hal ve davranışlarını avucunun içine bakınca gördüğünü söyleyenleri sahtekarlıkla itham eder, evliyalık imâ ve iddiasında bulunanların düzenbazlığına hükmederim.

Çünkü gerçek ehli sünnet olanlar böyle düşünür.

Ashab böyle düşünür, Tabiin ve Tebe-i Tabiin böyle düşünür.

İmamı Azamlar böyle düşünür.

Şahı Nakşıbendiler, Cüneydi Bağdadiler böyle düşünür.

Lakin ne hazindir ki bugün “tarikatım ya da cemaatim” diyenlerin bu zatların yollarıyla âlâkaları kalmamış durumda.

Bu mektubum tüm inananlara kardeşâne bir sesleniştir aslında.

Hiç bir cemaat ayırmaksızın, hiç bir tarikatı istisna tutmaksızın dertli bir kalple, onları en iyi bilen bir kardeşleri hatta kendilerinden biri olarak uyandırmaya çalışmaktır.

“Nolur kendinize gelin, Ehli Sünnet çizgisinden ayrılmayın!” çağrısıdır.

Bugün gavsını bütün dünyanın yegane kurtarıcısı görmeyen bir tarikat var mıdır?

Şeyhinin eteğinden tutulduğunda kurtuluşa eriştireceğine iman etmemiş, “şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” diye inanmamış bir Sufi var mıdır acaba?

Varsa onlar henüz o gittikleri yoları derinlemesine bilmiyorlar demektir.

Bugün cemaatinin başının mahfuz ya da masum ( korunmuş ya da günahsız) olduğunu düşünmeyen bir cemaat bağlısı bulunur mu?

Ben öyle cemaatler tanıyorum ki “Şeyhlerinin ve Üstadlarının” Sahibi Ahir Zaman ve Mehdi Aleyhisselam olduğuna inanıp iman ediyorlar.

Bizim seslenişimiz bunlara.

Cemaat olmak güzeldir.

Bir bilenin, bir üstazın etrafında ders halkaları oluşturmak güzeldir. Bir bilge zatın peşinden yürümek ne âlî bir davranıştır. Ancak bu hâl bizi ümmetten koparmadığı sürece…

Bu aidiyyet bizi diğerlerimizden farklı hissettirmediği müddetçe makbuldür.

Yoksa halimiz yaman olur.

Yapay zekalar üreten, başka gezegenlerde yaşam oluşturmanın hesabını yapan ahlaksız Batı bizleri “henüz evrimlerini tamamlayamamış yarı insanlar” olarak görmeye, onları beğenmeyen bizler de “yapay problemlerimizle” boğuşup kendimizle övünerek yerimizde saymaya devam ederiz.

Canım kardeşim,

İsterim ki bu mesajım tüm dünya müslümanlarına ulaşsın.

Dilerim ki bu kelimeler ev ev, yuva yuva okunsun.

İçinde bulunduğumuz cemaatlerimize, kendimizi ait hissettiğimiz gruplarımıza duyduğumuz aşırı sevgi ve derin güven, düşünme melekelerimizi perdeleyip gözümüzü bağlamasın.

Yaşlı genç, kadın erkek oturup bir kere daha konuşsun, aklı selim ile düşünsün, insaflıca tartışsın.

Ve bir nebzecikte olsa sağlıklı düşünme ve inanma iradesini gösterenlerde mâ’kes bulsun.

Kim bilir belki de ihtiyacımız olan tek şey birazcık samimiyet ve miktarınca cesaret…

Vatan ve milletimin bütünlüğü, Ümmeti Muhammed’in birliği ve kardeşliği en büyük duam, en aziz rüyamdır.

Selam ve hürmetle kalbi muhabbetlerimi arz ederim.

Kardeşiniz Ahmet Kemal Öncü/Afrika

Canım Kardeşim

Kaynak

Tartışmaya Katıl

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.