Filistin’i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6

Filistin’i kim sattı? Filistin’de Yahudilere topraklarını satanlar kimler? Filistin davasına ihanet eden hainler kimler? Sultan Abdülhamid, Yahudilerin Filistin’de toprak satın almasına izin verdi mi? Cevaplar yazımızda.

Filistin'i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6
Filistin’i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6

Filistin’i satanlar; Romanya ve Rusya göçmeni Yahudilerin Osmanlı ülkesinde, özellikle Filistin’de iskânları, Filistin’e girmeleri ve burada arazi satın almalarının padişahın emri ile yasaklandığı herkesçe bilindiği halde bazıları özel çıkar ve menfaatleri, bazıları da bozguncu, zararlı fikir ve düşüncelerinin etkisiyle bu emre uymayanlardır.

Filistin’i Kim Sattı?

1890 senesinde Yafa ve Hayfa kasabalarında Baron Hirsch (Hirş)’in adamları Mösyö Henger ve Mayer Zelyan aracılığı ile Yahudiler için toprak satın alınmış, Rus tebaası 140 aile Hayfa havalisine yerleştirilmişti.

Bu işte onlara Akkâ mutasarrıfı Sadık Paşa, eski Hayfa Kaymakamı Mustafa Kanevetti, yeni Hayfa Kaymakamı Ahmet Şükrü, Akkâ Müftüsü Ali, Hayfa Belediye Reisi Mustafa Efendi ve Hayfa idare Meclisi Azasından Necip Efendi aracılık yapmışlardır.

Bu ekip, düzenledikleri sahte mukavele ve belgelerle eski Adana, mutasarrıfı Şakir Paşa ve Cebel-i Lübnan ahalisinden Selim ve Nasrullahi’l Havari’nin vaktiyle 800 liraya aldıkları Hayfa yakınlarındaki mülkleri; Hazire, Dordore ve Nefbâte çiftliklerini 18000 liraya satmış, ayrıca kendileri de 2.000 lira aracılık parası almışlardı.

Bu satış sonrası bir gece içinde Hayfa Polis memuru Aziz ve zabıta memuru Yüzbaşı Ali Ağaların marifetiyle Rus göçmeni 140 aile Hayfa sahillerindeki bu araziye yerleştirilmişlerdi.

Padişahın iradesi (emri) nedeniyle arazi satışının yasak olduğunu çok iyi bilen Hayfa belediye Başkanı Mustafa Efendi selâhiyetini kullanarak sahte ve kadim (çok eski) tarihli bir ruhsatname ile burada 140 hane yeni bir Yahudi köyü kurmuş, onlardan bir de vergi alarak yıllardır Osmanlı vatandaşı olduklarını belgelemeye çalışmıştır.

Bununla da yetinmeyen Mustafa Efendi güya bunların yıllarca Safed ve Taberivye kazaları arasında bulunan “Mizrat el-Hafize” köyünde asırlardır yaşadıklarını, ama nüfuslarının unutularak kaydedilmediklerini ileri sürerek onları Osmanlı nüfusuna kaydetmiş, 140 fakir Yahudi ailesinin altısından, birer mecidiye, toplam altı mecidiye “nüfusa geç kaydolma” cezası almıştı.

Böylece bir gecede 140 Yahudi aile Osmanlı vatandaşı olarak Osmanlı fakirlik ilmühaberi verilerek bir çok devlet hizmetinden bedava yararlanmaları sağlanmıştır.

Filistin'i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6
Filistin’i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6

Filistin Davasına İhanet Edenler Kim?

Filistin davasına ihanet edenler, önce Osmanlıya ihanet etmişler ve Filistin’i de İngilizlere peşkeş çekmişlerdir.

1920’de Filistin’de manda yönetimi kuran Ingilizler, bilinçli bir şekilde bölgeye Yahudi muhaceretini serbest biraktılar, hatta teşvik ettiler. İngilizler, dışarıdan ithal ettikleri bu Yahudileri Araplara karşı silahlandırıyordu.

Bilhassa İrgun, Haganah ve Stern adlı çeteler tamamen silahlandırılarak Araplara karşı terör estiriyorlardı. Ayrıca sayısı on binleri bulan ve modern Amerikan silahlarıyla donatılan savaşçı birlikler de hazırlanmıştı.

Böylece İngilizlerin ve Amerikalıların himayesi altında eğitilip yetiştirilen geleceğin İsrail ordusu geleceğine daha bir güvenle bakıp hazırlanıyordu, yaklaşık otuz yıl süren Ingiliz manda idaresi döneminde İngilizler ile Amerikalılar, Siyonist Yahudileri memnun edebilmek için her türlü gayri hukuki ve gayri insani yollara baş vurmuşlardır.

İngilizler, o zamanlar Filistinli Müslümanların lideri durumunda olan Filistin Müftüsü Emin El Hüseyni’yi tevkif etmek istediler. El Hüseyni, bölge ülkelere kaçmış, bu arada Irak’da sıkıştırılınca Türkiye’ye sığınmak istemiş, ancak zamanın kümeti (Inönü) Müftüyü kabul etmemiştir!

Müslümanların lideri El Hüseynî’yi Türkiye’ye sokmayan İnönü, İngiliz ve Amerikalıların peşinden üçüncü ülke olarak, işgalci Siyonistleri BM’de devlet olarak tanıdı!

Böylece, Türkiye, daha NATO’a girmeden yıllar önce Amerika’nın dümen suyuna sokulmuştu.

El Hüseynî, Müslüman ülkelerin liderlerine seslenerek, “Siz de Ingilizler ve Amerikalıların Yahudileri silahlandırdıkları gibi, bize silah verin, biz düşmanlarımızın hakkından geliriz” diyordu.

Ama tıpkı bugün olduğu gibi, o zaman da Müslümanlar Filistin davasına kayıtsız kalmışlardı! Filistin Müftüsü Emin El Hüseyni’nin çağrısı cevapsız kalmıştı!

Her biri Osmanlıdan koparılarak devlet haline getirilmiş olan bu Ortadoğu liderlerinin İngilizlere olan minnet borcu varken hangisi cesaret gösterip de Müftüye olumlu bir cevap verebilirdi?

Ingiliz ve Amerikalılar, yıllarca süren bir süreçte, Siyonistlerin ordu, polis, öğrenim kurumları ve ekonomik altyapısını hazırlayarak, 1948 yılında Filistin’i tahliye etmişler ve Siyonistlerin üç bin yıllık tarihi özlemleri olan Filistin’de Yahudi Devleti’ne kavuşmuşlardır.

Filistinli Müslümanlar, düşmanın gücünü hesap etmeden ve sadece haklılıklarına güvenerek bu haksız taksime karşı çıkmışlardır.

Ingilizler, Filistin’i terk ederken ellerindeki bütün ağır silahları Siyonistlere vermişlerdi. İngilizlerin Filistin’i tahliyeleri üzerine Mısır’da Filistin’in lideri Müftü el Hüseyni’nin başkanlığında toplanan Filistin’li mücahitler, işgalci Yahudilere karşı yürütecekleri savaşın stratejisini hazırlamışlardı.

Ancak bu arada bilinmeyen ve bugüne kadar da hiç irdelenmeyen bir olay cereyan etti.

İngilizler ile işbirliği yaparak, Osmanlıya ihaneti sebebiyle gerek Ortadoğu ve gerekse Filistin’in bugünkü hale gelmesine sebebiyet veren Şerif Hüseyin’in oğlu ve Ürdün Kralı Abdullah, kendisini Arap ordularının baş kumandanı ilan etti.

Böylikle İsrail’e karşı bir araya gelen beş Arap devletinin ordularını kumanda etme yetkisini üzerine alan ve cibiliyeti ihanet hamuruyla yoğrulan, eski bir İngiliz dostu olan bu adam, babasının Osmanlıya ihanet ettiği gibi kendisi de hem ırkdaşı ve hem de dindaşı olan Filistinlilere karşı karakterine uygun olanı yapmış çevirdiği karanlık işlerle Filistin’i Siyonistlere satmıştır!

İsrail ordusu, beş ordunun arasında yok olmaya mahkum iken ani bir kararla Arap ordularının geri çekilmesi üzerine, İsrail ordusu, zaferini ilan etmiştir!

1948 yılında cereyan eden bu olay, Filistin tarihinin gizli kalmış bir ihanet hadisesidir.

Kahire’deki ikametgahında sürgün hayatı yaşamakta olan Müftü el Hüseynî bu olayı duyunca çılgına döndü ama kadere boyun eğmekten başka yapacak bir şeyi yoktu.

Osmanlıya cephe alıp İngilizlerin ipiyle oynayan Arap liderleri, böylece Filistin’e de Filistinlilere de ikinci ihanetlerini yapmışlardır ve baştan Filistin davasına en büyük darbeyi indirmişlerdir.

Filistinli mücahitlere danışmadan kendi başlarına hareket eden Arap ordularının temsilcileri, Filistin adına ortaya koydukları bu davranış Yahudiler hesabına yapılmış büyük bir zafer olarak tarihe geçmiştir!

Arap ülkelerinin bu hareketinden cesaret alan Siyonistler Filistinli Müslümanlara karşı katliamlara başlamışlar ve ilk olarak Deyryasir köyünü basarak, köyün bütün ahalisini, çoluk çocuk, hasta, yaşlı demeden katlederek bu bölgeyi haritadan silmişlerdir.

Siyonist terörü öylesine azmıştı ki, Siyonistler, Birleşmiş Milletlerin Temsilcisi Kont Bernadot’a dahi suikast düzenleyerek, onu öldürdüler.

Kahire’deki evinde sürgün hayatına mahkûm edilen Büyük Mücahit Emin el Hüseynî, Arap ordularının Filistin’den çekilmeye başladıkları haberini alınca Arap hükümetlerine gönderdiği muhtırada, Yahudileri Filistin’e sahip kılmak için İngilizler Filistinlilere olduğu kadar Arap aleminin başına da büyük gaileler açacaklardır, demiş ve Arap ordularının Yahudileri denize dökebilecek bir durumdan, bilinmeyen bir sebepten dolayı gerisin geri dönmelerini İngilizlerin planlarını tatbik edenlerin bir ihaneti olarak göstermiştir.

Filistin'i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6
Filistin’i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6

Haganah ve İrgun

Bütün dünyayı tehdit eden Siyonizm, ne Yahudiliktir ne de Museviliktir. O, Arz-ı Mevud inancıyla binlerce yıldan beri hayalinde yaşattığı ve koruduğu Ortadoğuyu hakimiyetinaltına alma emelini, bütün dünyaya teşmil ederek, bütün insanlığı hegemonyası altına almak için giriştiği terörist faaliyetlerle, Filistin’in tamamını kan gölü haline getiren ırkçı ve emperyalist bir canavardır.

O, Filistin’de, gözünü kırpmadan bebekleri öldürebilen, hakkı olmadığı halde, Filistinlilerin tarlasını, dükkânını ve bağını elinden almak için canice onları boğazlayan, Filistin’deki Müslümanlara kendi toprakları üzerinde yaşama hakkı tanımayan ırkçı ve terörist bir ideolojidir.

O, kurduğu yüzlerce gizli örgütü ile insanlığın içine sızarak, önünde engel olarak gördüğü tüm unsurları yok etmek için her türlü şiddet ve terörü uygulamaktadır.

O, işbirlikçi yandaşlarıyla karanlık odalarda aldığı kararlarla emrindeki zinde güçleri ve medyayı harekete geçirip kendi lehinde propaganda yaptırarak masum pozuna bürünen maskeli bir şeytandır.

Haganah ve İrgun Terör Örgütlerinin Kurduğu Devlet: İsrail

20. asrın ortasına kadar dünyada İsrail diye bir devlet yoktu. Siyonizmin öncüsü Theodor Herzl, 19. asrın son yıllarında giriştiği diplomatik hareket, İrgun ve Haganah isimli Yahudi terör örgütlerinin terör eylemleriyle desteklenince Filistin’de seller gibi Müslüman kanı akıtıldı ve nihayetinde de ortaya gaspçı bir devlet çıkarıldı.

Dünya Masonluğunun BM’deki etkinliği ve baskısıyla 1948 yılında Müslüman Arapların toprakları üzerinde Israil devleti kurulunca, bu terör örgütü de İsrail ordusunun nüvesini teşkil etti.

İrgun (Stern) terör örgütü de Ingiliz manda idaresi esnaanda Filistin’de kuruldu. Bu örgüt de aynen Haganah gibi, Filistin Müslümanlarına karşı başlattığı terör faaliyetlerini yürütmek amacıyla kurulmuştur.

Bu örgüt daha ziyade Deyr Yasin köyü katliamıyla bilinir. Bu örgüte bağlı teröristler Deyr Yasin köyüne düzenledikleri bir saldırı ile köyde yaşayan bütün köy halkını katliama tabi tutarak hepsini şehit etmişlerdir.

Filistin'i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6
Filistin’i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6

Abdülhamid Han toprak sattı mı?

Theodor Herzl’in başlattığı Siyonist proje mucibince bütün Yahudileri Filistin’e toplanacaktı. Bu amaçla Yahudiler, gerek Avrupa’dan ve gerekse Amerika’dan küçük küçük topluluklar halinde Filistin’e sızmaya çalışıyorlardı.

Bu durumun farkına varan Osmanlı Hükümeti bu yabancıların Filistin’e sızmalarını önlemek için dört maddelik bir şartname yayınladı:

Bâb-ı Âli, “İbrani Misafirler İçin Mukaddes Topraklara Duhuliye Şartları” adı altında yeni bir tedbirler paketini ilân etmişti. Dört maddeden müteşekkil olan bu yeni nizamname aynı gün Filistin’deki bütün ecnebi konsoloslara da tevdi edilmişti.

Nizamnamenin birinci maddesine göre, Osmanlı İmparatorluğu da dahil olmak üzere dünyanın her hangi bir yerinden Filistin’i ziyaret etmek isteyen Yahudiler her şeyden önce, üzerinde mesleğini, milliyetini ve seyahat sebebini yazan bir tezkere veya pasaport edinmek mecburiyetindedir.

Nizamnamenin ikinci maddesi ise, yukarıdaki evraka haiz olan Yahudilerin Filistin’e vardıkları zaman bu tezkereleri pasaport memuruna teslim etmelerini, bunun karşılığında ise, kendilerine geçici ziyaret ve ikamet tezkeresi verileceğini söyler.

Adı geçen tezkere, diğer evraktan kolaylıkla ayırt edilebilmesi için, kırmızı renkte olacaktı. Vilâyet otoriteleri veya güvenlik kuvvetleri şüpheli gördükleri kişileri çevirip, mezkür belgeyi teftiş için talep edebilme hakkına sahiptirler. Otuz günün sonunda Yahudiler memleketi terk etmek zorunda idiler.

Nizamnamenin üçüncü maddesi ise,mahalli otoritelerin bu hususta ne yapmaları gerektiğini kapsıyordu. Buna göre, karakollar, neşredilen tezkereyi verdikleri şahsın adını Filistin’e giriş tarihini ve adresini aylık sicillere geçirmek mecburiyetinde idiler.

Nizamnamenin son maddesi olan dördüncü maddesi de, müddeti dolan Yahudi’nin elinden kırmızı tezkeresi alınarak, orijinal pasaportunun verilmesini ve bu muameleden sonra uğurlanmasını emrediyordu.

Otuz günü dolduğu halde karakola müracaat etmeyen yahudiler derhal emniyet kuvvetleri tarafından yakalanacak ve memleketten atılacaklardı.

Siyonistler müstakil bir devlet kurabilmek için Sultan Abdülhamid’den bir irade-i seniye koparamamışlardı. Ama, Osmanlıların yoğun muhalefetine rağmen binlerce taraftarlarını Filistin’e sızdırmayı ve yerleştirmeyi başarmışlardı.

Ikinci Meşrutiyet’in ilân edildiği 1908 yılında mukaddes topraklarda yaşayan Yahudi nüfusu göçmen akınları sayesinde Abdülhamid Han’ın tahta çıktığı 1876 senesine kıyasla üç misli artmış ve seksen bine yükselmişti.

Bu zaman zarfında Siyonistler kırk bin dönüm toprak satın almayı becermişler ve otuzüç yerleşim merkezi (koloniler) kurmuşlardı.

Sultan Abdülhamid’in bütün mücadelesine rağmen eğer Siyoetler Filistin’de Israil devleti’nin tohumlarını atabilmişlerse bunun vebali mukaddes topraklardaki Türk idarecilerine yüklenemez.

Sultan Hamid’in saltanatı boyunca Filistin’de görev alan Osmanlı mutasarrıffları ve emirleri altındaki zevatın bu hususta kusur, ihmal veya suistimali aramak son derece büyük bir yanlışlık ve haksızlık olur.

Çünkü siyonizmin çabalarının merkezi olan Kudüs gayet dirayetli ve namustu mutasarrıflarımız tarafından idare edilmekte idi.

Eğer Siyonistler, Abdülhamid Han başta olmak üzere Bab-ı Ali ve Filistin’deki Osmanlı idarecilerinin cansiperane gayretlerine rağmen Arz-ı Mevud’a girebilmiş ve orada müstakil bir İsrail Devleti’nin çekirdeğini teşkil edecek Yahudi kolonilerini tesis edebilmişlerse bunun sebebi Avrupa ve Amerika’nın Siyonistler lehine Türkiye’ye müdahale etmeleri ve siyasi kudretlerini kullanarak Türk Hükümetinin uyguladığı tahdit ve yasakları birer birer ortadan kaldırarak Siyonistlerin işini kolaylaştırmışlardır.

Düvel-i muazzama dediğimiz büyük devletler acaba neden bu kadar birbirleriyle yarışırcasına Siyonizmi bağırlarına basmış, himaye etmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki faaliyetlerini teşvik etmişlerdi?

Amerikalıların, Ermenilerden sonra destekledikleri diğer bir Osmanlı tebası da Yahudilerdi. Amerika bu nedenle, Türkiye’ye yolladığı temsilcilerini bile Yahudilerden seçerdi.

Sultan Abdülhamid’in cülusundan itibaren Amerika’yı Oscar Straus adında Yahudi asıllı bir sefir temsil etmiştir.

Bu zat son derece dindar olup, Türkiye’ye ilk gelişinde padişaha itimatnamesini vermesi gerekirken önce havraya gitmiş, duasını yapmış, bu zaman zarfında da Sultan Abdülhamid’i bekletmek küstahlığını göstermiştir.

Osmanlı Imparatorluğu dahilinde yaşayan dindaşlarının emellerini desteklemeye son derece meyilli olan Straus her vesile ile Türk Hükümetine müdahale etmiş ve İstanbul’daki memuriyeti sırasında canla başla Siyonistlerin Filistin’e sızmalarını önlemek amacı ile konulmuş yasaklan kaldırılmak İçin çalışmıştır.

Filistin'i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6
Filistin’i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6

Kaynakça

1- Siyonizmin Oyunları, Cemal Anadol.
2- Türkler ve Yahudiler, Abram Galanti.
3- Tanrıyı Kıyamete Zorlamak, Grace Hallsell, Kim Yayınları.
4- TDV İslam Ansiklopedisi, Siyonizm, M. Lutfullah Karaman maddesi.
5- TDV İslam Ansiklopedisi, Arz-ı Mev’ud, Abdurrahman Küçük maddesi.
6- Arz-ı Mev’ud’dan Dünya Hâkimiyetine Siyonizm ve Yeni Dünya Düzeni, İbrahim Kara.
7- TDV İslam Ansiklopedisi, Filistin, M. Lutfullah Karaman maddesi.

1. Bölüm: Siyonizm Dosyası #1
2. Bölüm: Siyonizm Nedir? Siyonizm Dosyası #2
3. Bölüm: Arz-ı Mevud Eretz Israel Nedir? Siyonizm Dosyası #3
4. Bölüm: Theodor Herzl Kimdir? (1860-1904) Siyonizm Dosyası #4
5. Bölüm: Kısa Filistin Tarihi Siyonizm Dosyası #5

“Filistin’i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6” üzerine 3 yorum

  1. Filistin gibi Doğu Türkistan meselesi de yüreğimizde kanayan bir yara. İnşallah hem Filistin hem de Doğu Türkistan için gerekli adımlar atılır.

    Cevapla
    • İnşallah. Tabi bunun gerçekleşmesi için söylemden eyleme geçmeliyiz. Sloganlar ile bir yere varamayız. Bu sebeple ayaklarımızı yere sağlam basarak ekonomik ve teknolojik alanda gelişmeler kaydetmeliyiz.

      Cevapla
  2. Ah Filistin..

    Filistin meselesi elbette bir yazı ile geçiştirilemez ama yazınız da güzel ve aydınlatıcı.

    Cevapla

Yorum yapın

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bu site, spam'ı azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Don`t copy text!