Irkçılık ve Siyonizm Siyonizm Dosyası #7

Irkçılık ve Siyonizm. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Kasım 1975 tarihli kararı Siyonizm ideolojisi ve uygulamasının ırkçı bir nitelik taşıdığını kesin olarak ortaya koymuştur.

Irkçılık: Siyonizmin Temel İlkesi

Giderek artan bu tehlikenin özü ve belirli özellikleri tam ve doğru olarak değerlendirilirse, B.M.’in kararı, ırkçılık hastalığının Siyonist türüne karşı geniş bir savaşım verilmesine yeni ve daha büyük olanaklar sağlamaktadır.

Önce şunu belirtmeli ki, Siyonist ırkçılık ayrı bir olgu değildir. Niteliği ve oynadığı uğursuz rol nedeniyle, uluslararası emperyalist burjuvazinin en gerici ve saldırgan bölümünün, savaş güçlerinin, sömürgeciliğin ve yeni-sömürgeciliğin hem ideolojisi, hem de uygulamasıdır.

Nazi Almanyasının insanlık-dışı cinayetleri ırkçılığın çürütücü gücü hakkında herkese öyle kolay kolay unutamayacakları bir ders verdi.

İkinci Cihan Savaşında faşizm yere yıkıldığında ırkçı ideolojiye çok ağır bir darbe indirilmiş, fakat yeryüzünde toplum yaşamından temelli olarak atılmamıştı.

Irkçılık ve Siyonizm Siyonizm Dosyası #7
Irkçılık ve Siyonizm Siyonizm Dosyası #7

Çağdaş gelişmeler ırkçı ideoloji ve siyasetin yalnızca İsrail devletine özgü bir iç hastalık olmadığını gösteriyor. Aynı saldırgan güçlerin çıkarlarına ve hedeflerine hizmet ederek sermayeci devletlerde geniş biçimde belirgindirler.

Irk ayrımının acımasız ilkeleri Siyahlar, Porto Riko’lular, Meksika’lılar, Kuzey Amerika Hintlileri ve ötekilerin nüfusun yaklaşık beştebirini oluşturdukları en büyük sermayeci devlet olan Amerika Birlesik Devletleri’nde egemendir.

Köleliğin kaldırılmasından buyana yüz yıldan çok zaman geçmiş olmasına karşın, Amerikan toplumunun gelişimi, sermayeci düzenin azınlıklara özgürlük ve eşitlik sağlayamayacağını gösteriyor.

Güney Afrika rkçılarının siyah derili yerlilere karşı kanlı çarpışmalara girişmeleri ve Güney Afrika irkçılarının kıtanın büyük bir bölümünde sömürge baskısını korumak ya da yeniden kurmak için elele vermeleri birçok halkların özgürlüklerini tehlikeye atmaktadır.

Apartheid, ırk ayrımı ve Afrika’da yeni sömürgeci yayılma ortak siyasetinin uygulanmasında birbirine yardım eden Güney Afrika beyaz ırkçılarıyla İsrail’in Siyonist ırkçılarının ittifakı özellikle tehlikelidir.

Bu ve öteki ülkelerdeki ırk baskısı sermayeci devletlerin iç ve dış ilişkileriyle yakından bağlantılı olup, emperyalist savaşlar yürütmek, ilhak edilen toprakları sömürgeci mülkiyet durumuna sokmak ve ülkeye eklenen yerlerin asıl sahiplerini kendi topraklarından sürmek ya da onları yok etmek de dahil olmak üzere, çeşitli biçimlerde ortaya çıkarlar.

Dikkatinizi Çekebilir: Siyonizm Nedir? Siyonizm Dosyası #2

A.B.D. başta olmak üzeré, emperyalist devletlerin yardımıyla uygulanan, Filistin’de Siyonist sömürgeci siyaset Kuzey Amerikalı sömürgecilerin yerli Hintlilere reva gördükleri aynı irkçı yöntemleri uygulamaya koymaktadır.

“Dünya Yahudi ulusu”, “”Tanrı’nın seçtiği halk” ve “daha büyük İsrail” gibi Siyonizm’in irkçı sloganlarının altında da aynı genel düşünceler vardır. Bu düşüncelerde, temelde, emperyalist burjuvazinin “siyah” emckçiler ve kendi ulusal proletaryasını sömürmesini haklı göstermeğe yarayan ve insan arasında eşitsizliğe dayalı, bilime ters düşen ve bütünüyle ahlâktan yoksun eşitsizlik tezine ilişkin öğeler vardır.!

İdeolojisi açısından, Siyonizm insanlığı üç ana ırka ayıran Gebineau’nun ırkçı görüşlerinin temelde biraz değişmiş biçimidir. Bu ayrıma göre, en geri olan “siyah ırk” olup, onu “sarı ırk” yakından izlemektedir.

“Beyaz ırk” gûya en üstünüdür, çünkü bunda enerji, düzene eğilim ve entellektüel üstünlük gibi tüm erdemler toplanmıştır. Gerçekten gerici ve metafizik nitelikte olan Gobineau’nun teorisine göre, “tüm uygarlıklar beyaz ırkın bir ürünüdür ve bu ırkın yardımı olmadan tek bir uygarlık bile yaşayamaz.”

Beyaz ırkın ötekiler üstünde temel ve sonu-gelmez üstünlüğü olduğunu ilan etmek ve renkli ırkların gelişme yetenekleri olmadığını söylemekle, ırksal düşmanlığı ve ırk baskısını körüklemcktedir.

Bundan ötürüdür ki, Marx Gobineu’ya “barbarlığın şövalyesi” adını takmıştır. Uydurduğu bu ırkçı görüşlerle beyaz ırk temsilcilerinin öteki insanlar arasında bir çeşit tanrı olarak kabul edilmelerini istemiş, beyaz ırkın soylu ailelerinin de seçkinlerin özünü oluşturduğunu doğrulamak istediğini yazmıştı.

Siyonistlerin işgl edilen topraklardaki Arap halkına, bu arada Arap ülkelerinden İsrail’e gelmiş olan Yahudilere tavırları, temelde, sınıf ilişkilerini biyolojik sosyolojiyle anlatan Vacher de Lapouge’ın ırkçı kavramlarından esinleniyor.

Lapouge’a göre, sınıflar toplumsal bir seçmenin ve biyolojik yapıları içinde bulunan morfolojik farklılıkların ürünüdürler. Beyaz olmayan sınıfları uygar yaşamla uyum sağlayamamış vahşilerin çocukları ya da kanı bozulmuş sınıfların soysuz temsilcileri olarak kabul eder.

Siyonist ırkçılık ideolojisinin kabullendiği ve yeniden yaşama kavuşturduğu bu ırkçı kavramların bilimle ortak bir yanı yoktur.

Antropolojik ve psikolojik çalışmalardan hareket eden bilim tek doğru sonuca ulaşmıştır: bugünkü insanlığın bütün ırkları fizik açıdan kuvvetçe eşit ve kültürel değerleri yaratma yönünden aynı derecede yeteneklidir.

Dikkatinizi Çekebilir: Theodor Herzl Kimdir? (1860-1904) Siyonizm Dosyası #4

Ama emperyalizmin ırkçı teorisi ve uygulaması insanlığın büyük bir kısmının temel birliği ve böylece ana haklarını yok ctmcyi hedef alır; Siyonist ırkçılık ideolojisinin hedefi ise, özellikle, Filistin Arapları ve komşu Arap halklarıdır.

Bundan son derece önemli sonuçlar çıkıyor: emperyalizme karşı çıkılmayacak olursa, Siyonist rkçılığa karşı başarılı bir savaşım verilemez. Orta Doğu’da A.B.D. ile işbirliği yaparak kalıcı ve adil bir barışın gerçekleşebileceğine inanmak kısaça bir aldatmacadır.

Amerika korumakta olduğu İsrail’in ve böylece kendinin çıkarlarını bir yana itmeden bu yola giremez. Çatışmanın, A.B.D.’nin tasarladığı ya da ondan mülhem, her çözümünün, aslında, Arap halklarını hedef aldığına dair bazı Arap çevrelerinin ihtarlarında çok gerçek payı vardır; bu türlü çözümler ancak Arapların siyasal ve ekonomik yönden bağımlı duruma düşmeleriyle ve zamanla Filistin direnişinin çözülmesiyle sonuçlanır.

Arap devletlerinin verdikleri bazı ödünler ve Orta Doğu’daki çağdaş gelişmeler de gösteriyor ki, Arapların çözüm olarak gördüklerine yaklaşan Amerika değildir, fakat bazı Arap ülkeleri emperyalistlerle Siyonistlerin çözüm dediklerine yanaşmaktadırlar.

Böyle bir yaklaşım Siyonizmin ilerde sömürgeci ve ırkçı genişlemesini engellemeyecck, yalmızca destekleyecektir. Anlaşılıyor ki, Orta Doğu çatışmasına adil bir çözümün anahtarı A.B.D.’nin değil, Arap halklarının elindedir; yol pazarlıktan değil, emperyalizme karşı savaşmaktan geçer.

Irkçılık ve Siyonizm Siyonizm Dosyası #7
Irkçılık ve Siyonizm Siyonizm Dosyası #7

Araplara Karşı Irkçılık

Araplara karşı ırksal hoşgörüsüzlük ve düşmanlığın Siyonist ırkçılığın içeriğini tüketmediğine işaret etmek önemlidir. Görünümün bu, yalnızca, bir yanıdır.

Siyonizm, emperyalizmin temsilcileriyle organik bağları bulunan Yahudi burjuvazisinin bir akımı olarak, Araplara karsı bir nitelik kazanmadan önce, ırkçılığın gelişmesinin temel ve harekete getirici bir ilkesi diye kabul etmişti.

Siyonizm Avrupa’da Yahudi özümlenmesinin gitgide büyüyen sürecine ırkçı bir tepki olarak belirdi. Siyonist ideologların bu özemsenmeyi hep “Yahudi halkı”na ihanet olarak görmesi önemlidir.

Theodor Herzl Yahudiler ile Yahudi olmayanların bir arada yaşayamayacaklarını kanıtlamak için ve sömüren sınıfların Semitizm aleyhdarı programlarından da alıntılar yaparak, tüm halkları hedef alan büyük ithamlarda bulunuyor.

Diyor ki: “Yahudilerin içinde yaşadığı halklar, açık ya da kapalı, Semitizm düşmanıdırlar.” Ona göre, özümsenme temelden olanaksızdır, çünkü Yahudi olamayan herkeste “doğal” bir Semitizm aleyhtarlığı vardır.

Dikkatinizi Çekebilir: Arz-ı Mevud Eretz Israel Nedir? Siyonizm Dosyası #3

Siyonistler, ırksal nefreti körüklemek için tarihsel gelişmedeki olumsuz anları bilerek abartmakta ve ebedi halkı ötekilerin bir türlü “bitmeyen” nefretlerine karşın ayakta kalabilmiş olan kurbanlar gibi sunmaktadır.

Siyonistlere kalırsa, işte bu nedenden ötürü, özümlenme ya olanaksızdır ya da yüzeyseldir. Ahad Ha’am’ın görüşüne göre, neydilerse öyle kalmışlar, yani tek ulus olma niteliklerini yitirmemişlerdir, çünkü özümlenme süreci içinde öteki ulusların entellektüel güçlerinden yararlanmışlar ve Yahudilik temeline dayanarak, onlarla rekabetçi savaşım sonunda ayakta kalmışlardır.

Ama, uygulamada Yahudi olmayan bütün insanların sözüm-ona ırkçılığının karşısına Siyonistlerin gerçek ırkçılığı çıkıyor. Bunun temeli de Yahudilerin üstün ulus oldukları ve öteki halklar içinde önde gelen rol oynadıkları efsancsidir.

Kibir dolu etnosentrik mevzilerden hareket eden Siyonistler Yahudilere başka uluslarda olmadıklarını söyledikleri birtakım ırksal üstünlükler de tanıyorlar. Yahudilik uluslaştırılarak, hem gûya daha az yetenekli, hem de törel ve tinsel açılardan daha ağırca gösterilen öteki halklarla karşı karşıya getiriliyor.

Bu konuda Ahad Ha’am Nietzsche’ye özgü bir içtenlikle diyor ki:

Ve eğer her varlığın hedefi olarak ortaya bir üstün insan çıkmasını kabul ediyorsak, bu hedefin önemli bir kısmı da bir üstün ulusun oluşmasıdır. Tinsel niteliği onu öteki halklara bakarak törel öğretiye ve daha kutsal törel temellere oturtulmuş tüm yaşam biçiminin gelişimine daha yatkın ve yetenekli kılan böyle bir halk var olmalıdır.”

Kuşkusuz, ilke yönünden, bunlar sağlam düşünceler değillerdir. Başka bir yerdeki şu sözlerine bakarak burada kastedilenin Yahudiler olduğunu anlıyoruz:

Yaradılış merdiveninde farklı basamaklar olduğunu herkes doğal olarak kabul eder; önce inorganik nesneler, bitkiler ve hayvanlar alemi, sonra konuşan yaratıklar ve hepsinin üstünde Yahudiler.”

Bu düşüncelerin Nazizmin dağarcığından ödünç alındığı sonucuna varılabilir; ancak araştırma tam karşıtını, yani faşistlerin Siyonistlerden aldığını ortaya koyacak.

Siyonistlerin birçok açıklamaları ve şimdiki eylemleri, onlara göre, Tanrı’nın seçilmiş halkının başkalarını aydınlatmak değil, onların üstünde baskı kurmak ve gerekirse onları ortadan kaldırmak olduğunu gösteriyor.

Acımasız gücün ve gûya üstünlük iddialarının yüceltilmesini Siyonistler siyasetlerinin “abc”si durumuna getirmişlerdir. Yirminci Yüzyılın daha ilk yıllarında bile, Ben Gurion Filistin’de otururken, şöyle demişti:

“Bugünkü dünya güçten başka bir şeye saygı duymuyor.” Yarım yüzyıl sonra da, Filistin sorununun “resmî kararlarla değil, silahla çözümleneceğini söyledi. Siyonistlerin Tanrı’nın seçilmiş halkını Filistin’de sahte “halksız toprağa topraksız halk” sloganıyla yerleştirip canlandırma deneyi, başındanberi, acımasız bir ırk ayrımı uygulanarak gerçekleştiriliyor.

Arap emeğini ve Arap ürünlerini boykot etmek ve mandacı hükûmetten toprak satın almak için kolay koşullardan yararlanmak gibi yerli halkı uzaklaştırma amacıyla birtakım önlemler alınmış, bunları kolaylaştırıcı zorunlu yasalar da hükûmetçe kabul edilmiştir.

Ekonomik baskının istenilen sonuçları vermediği durumlarda, apaçık kuvvete baş vurulmuştu. Siyonistler, Filistin’in demografik özelliklerini göçmen Yahudiler yararına değiştirmekle, Yahudi-Arap ilişkilerinde eşitlik olamayacağı, ancak Yahudi baskısının söz konusu edilebileceği ırkçı kuralına açıkca ve acımasızca dört elle sarıldılar.

Arap halklarıyla dört büyük çatışma başta olmak üzere, birçok askerî karşılaşmalar bu ilkenin uygulanabilir olduğunu da göstermiştir. Siyonizm’in ırkçı niteliği Yahudi ulusal kültürünün öteki halkların kültürüne karşı koymasında da kendini gösteriyor.

Siyonistlere göre, Yahudi kültürünün temel avantajı Yahudiliğin üstüne kurulmuş olmasıdır. Yahudiliğe Yahudi yaşamının entellektüel merkezi olarak bakılır; Yahudi halkının, üstün din eğitiminden ötürü, ırksal birliğini ve değişmeyen ulusal kimliğini koruduğuna inanılır. Ahad Ha’am der ki:

Üç bin yıl Yahudi olarak kaldık, çünkü başka birşey olamayız, çünkü muazzam ve üstün bir güç bizi Yahudiliğe bağladı. Böylece, Yahudilik, doğduğu andan buyana kişide gelişen doğal içgüdülerin tümüyle birlikte, içimizde yaşamaktadır.”

Bazı Siyonistler Yahudi kültürünün, dünya kültürlerinin onsuz gelişemeyeceği bir itici güç olduğunu iddia edecek kadar ileri giderler. A. Bartal şöyle yazar: “Yahudi halkının ruhu olan Yahudi kültürü, Avrupa kültürleri başta olmak üzere, öteki kültürlerin itici gücü, onların arkasındaki dinamodur.”

Bilim böylesine iddiaları hahamların uydurmaları olarak toptan reddeder. Eski zamanlardan günümüze kadar İncil saplantılarının tutsağı olmuş ve Talmud bilgiçliğiyle yetişmiş olan “Yahudi” düşünürlerinin sayıca bunca çok olmasına karşın, insanlığa değerli tek bir görüş bile verememişlerdir.

Spinoza Tevrat’ın ilk beş kitabının babasının Musa olduğu efsanesinden kuşkulandığı ve Yahudi kanından gelmesine karşın Yahudi ocağında bilinen o dinsel düşünürler ailesine mensup olmadığı için, Amsterdam havrasınca afaroz edilmişti.

Anlaşılan, İncil ve Talmud gelenekleri Yahudi halkının “kurtarıcı” rolü, bu halkın ötekilere ırksal muhalefeti ve onlardan farkı, Yahudi topluluğunun hiçbir sınıf çelişileri bulunmayan toplumsal yönden bütünlüğü olan bir toplum olduğuna ilişkin kavramlar, Yahudilerin Filistin’e döneceklerine dair İncil’e bağlanan bir efsanenin propagandayla yayılması gibi Siyonist görüşleri etkilemiştir.

Ancak, şovenizm, ırkçılık ve sömürgecilik gibi burjuva ve emperyalist kavramlar Yahudilikten gelen öğelere eklenmiş ve onları zenginleştirmişlerdir.

Ne var ki, Yahudi kültüründe başka öğeler de var. İçinde yaşadıkları ülkelerin ulusal kültürlerine bağlı ve Yahudi kökenli kişiler yeteneklerini ortaya dökmüş ve insan yaratıcılığının her dalında büyük ve kalıcı yapıtlar ortaya koymuşlardır.

İşte, bu kişilerin çalışmalarında Yahudi kültürünün bütün yeryüzü için önemli olan ilerici yönleri, S.S.C.B., A.B.D., İngiltere, Fransa, Almanya ve benzeri halkların ulusal kültürünün ayrılmaz parçası olarak ifadesini bulmaktadır.

Bu gerçekler, bir yandan, Yahudilerin ırksal yönden olağan Siyonist görüşlerinin tümden reddinin kanıtlarıdır. Öte yandan da, Yahudilerin ırksal açıdan geri olduklarına dair Semitizm-aleyhdarı kavramların saçmasapan olduklarını da gösterir.

Ancak, Semitizme karşı insanlık-dışı ve alçaltıcı düşüncelerin bütün biçim ve görüntülerini reddederken, Alman Nazileri dışında hiç kimsenin, Siyonistler kadar, “ulusal” dehanın aşılamaz olduğunu iddia etmediğini hemen göstermek zorundayız.

Sağduyu, Max Nordau’un şu açıklamasını ırkçı bir kendini beğenmişlikten başka bir şey olarak kabul edemez: “Bir Yahudi, tüm Asyalı ya da Afrikalıları bir yana koyalım, sıradan Avrupalıdan çok daha fazla yaratıcı ruha ve daha üstün yeteneklere sahiptir…”

Ve Yahudi halkının daha büyük evlâtları olduğunu, dahilerin ve büyük yetenekleri olan kişilerin en fazla Yahudilerde bulunduğunu, kültürel, sanatsal ve siyasal incilerin Yahudilerce yaratılmadıkça bu denli parlamadıklarını ciddi olarak ileri sürmek düzeltilemez bir ırkçı açıdan hareket etmekle olasıdır.

Siyonist ırkçılık ideolojisinin göze batan bir yanı da İsrail toplumunun tüm alanlarına girmiş olan ırkçı-askerci ruhtur. Garnizon İsrail devletinin Siyonist aşırılığı dışa, yani Siyonist genişleme plânlarının önünde ana engel ve devletin Yahudi niteliğine tehlike olan Arap halklarına karşı ırkçılığı sergilemektedir.

Öte yandan, içe, yani etnik kökeni ne olursa olsun, İrail emekçi halkının çoğunluğuna karşı bir ırkçılık da sözkonusudur. Onların ayrım uygulanan, baskı altında tutulan ve aşağılanan bir halk olarak statüleri ırksal geriliklerini iddia eden Siyonist kuruluşla izah edilmektedir.

İsrail toplumunun yaşamında Araplara karşı ırkçılığa verilen önem Siyonist sömürgeciliğin özelliklerini en iyi biçimde yansıtmaktadır. Geleneksel sömürgecilik yabancı toprakları ele geçirdikten başka yerel halkı sömürmcyi de hedef olarak gözetirken, Siyonistler işgâl ettikleri yerlerden yerlileri çıkarıp orayı “temizlemeye” çalışıyorlar.

Siyonistler sık sık “Yahudilerin çok fazla tarihi ve çok az coğrafyası olduklarını” söyler dururlar. Bu yüzden, tüm ayrımcı önlemlerin tek bir hedefi vardır: Arap nüfusu atmak ve İsrail’i bir Yahudi devleti olarak kurmak.

Revizyonist Siyonist önder Vladimir Jabotinsky der ki:

Filistin Yahudilere ait olmalıdır. Etnik bakımdan temiz bir Yahudi devletinin yaratılması amacıyla gerekli yöntemlerin uygulanması herzaman zorunlu ve güncel olacaktır.

Araplar, şimdi bile, onları ne yapacağımızı ve onlardan ne istediğimizi biliyorlar. Durmadan oldu-bittiler yaratmalı ve Araplara bizim topraklarımızdan çekilerek çöle dönmeleri gerektiğini söylemeliyiz.

İdeolojik açıdan, Siyonistlerin Araplara karşı olan ırkçılıklarınındoğrudan doğruya Semitizme-karşı ırkçılıktan esinlendiğini göstermek geçici olmaktan daha büyük bir önem taşır.

Semitizme düşman olanların Yahudiler aleyhinde yarattıkları kötü duygular gibi, Arapları hedef alan karmaşık peşin hükümler İsrail yığınlarının bilinçlerine sistematik biçimde sokulmaktadır.

Arap toplumunun gerilikle eşanlamlı olduğu söylenmekte ve Araplar tarihsel gelişmeleri yalnız iki öğenin sonucuna, yani din ve çöle bağlanan entellektüel ve psikolojik bir gerilik içinde sunulmaktadırlar.

Araplara karşı ırksal düşmanlık din konusuna da aktarılıyor. Arabın sosyopsikolojik bir tip olarak gelişemeyeceği de söyleniyor, çünkü, Siyonistlere göre, Arap, Kur’an ve ilkel içgüdülerin bir yaratığıdır ve öyle kalacaktır.

Ahlâksal değerler açısından da, Siyonistler onları insan ahlâkının en düşük düzeyine yerleştirirler. Araplara karşı peşin hükümler Siyonist eğitim sisteminin alamına girmekte ve yeni kuşakların bilincine daha küçük yaşlarda
yerleştirilmektedir.

Ve Siyonistler bütün bunları, önemli ve yaratıcı etkileri Avrupa, Afrika ve Asya’daki uygarlıklarda kolayca görülen eski ve zengin uygarlığın mirascısı olan halka yapmaktadırlar.

İçte ırkçılık yalnızca İsrail’de yaşayan Araplara karşı da değil. Yahudi asıllı bazı İsrail yurttaşları da buna hedef oluyorlar. Siyonist kuruluş İsrail Yahudilerini iki gruba ayırıyor:

(a) Yerli dili İbranice olanlar ve (b) yerli dili İbranice değil, Ladin ya da başka bir dil olanlar. Aynı zamanda Eşkenazim de denen birinci grup Yahudiler Batı kökenli olup, devlete ve sendikalarda sorumlu yerlerde görev yapmaktadırlar.

Sefardim denen ikincilerin ise, daha sınırlı hakları vardır ve aynı sorumlu mevkilere getirildikleri pek görülmez.

Arap, Afrika ve Asya ülkelerinden gelen yoksul ve “alçak” düzeyde Yahudiler de bu ikincidedir. Irk merdiveninin en üstünde Filistin’de doğmuş olan ve böylece Avrupa’dan gelen ilk göçmenlerden olma sabralar vardır.

Eşkenazim denen Avrupalı Yahudilerin önündeki fırsatlar, bir kural olarak, Sefardi Yahudilerinden çok daha fazladır. Bütün bu grupların hepsinin doğal olarak, birtakım alt-grupları da vardır.

Mart 1970’de İsrail’de kabul edilen yasaya göre, “gerçek” Yahudi olarak tanınmayanlar özellikle güç durumdadırlar. Bu yasaya göre, yalnızca doğuştan Yahudi ya da ortodoks bir haham tarafından Yahudiliğe alınmış olan bir ananın çocuğu Yahudidir.

Aslında, Orta Çağlara özgü bir dinsel ırkçılık İsrail’de yeniden doğuyor. Din yasaları Yahudilerin Hıristiyan ya da Müslümanlarla evlenmelerine engeldir. Bu türlü evlilik yapan ailelerin önüne çeşitli ayrımlar yığılıyor:

Onlar ülkenin daha uzak köşelerine, kibbutzim’lere ya da askeri yerleşim alanlarına gönderiliyor.

Yahudi kadınlar, Yahudiliğe kabul ediliş hazırlığının bir parçası olarak, İbranice çalışma zorunda bırakılıyor ve ondan sonra tam medenî haklara kavuşabiliyorlar.

A. Zheromski şöyle yazıyor: “Dünyanın hiçbir yerinde İsrail’deki gibi, yatay, dikey, köşegen ve daire içinde bir ayrım yoktur.”

Şovenist, ırkçı ve saldırı politikası İsrail’in emekçi halkına yeni deneyler, büyük tehlikeler ve umulmayan tehditler getiriyor.

Sıradan İsrail yurttaşına, yalnızca büyük Siyonist burjuvazisinin, yani uluslararası tekellerin görünmeyen imparatorluklarına bağlı milyarderlerin çıkarlarına yarayan alçakca bir dâvâ için acı ve savaş alanlarında ergeç ölüm sunmaktadır.

Siyonistler, İsrail halkının bütün acılarına karşılık olarak, daha büyük bir İsrail devleti serabını öne sürüyorlar. Irkçı Siyonist siyaset yalnız İsrail’de yaşayanlara değil, bütün insanlara ve nerede, nasıl yaşayacaklarına karar verecek olan dünya Yahudilerinin demokratik haklarına da yöneliktir.

İsrail’in Arap komşularına düşman “silâhlı bir ocak” durumuna dönüştürülmesi, Siyonizm’in onlara karşı sürekli bir savaş siyaseti, Filistin halkının bir yurda sahip olma hakkından yoksun kılınması, bütün bunlar türlü ve ve görülmeyen kötülükleri içermektedir.

Siyonistler İsrail halkını Filistin sorununun tek olanaklı çözümünden, yani Arap halklarını anlama ve onlarla iyi komşuluk ilişkileri siyasetinden alıkoymaktadır.

İşte bu nedenden ötürü, dünya Yahudilerinin muhtemel ve gerçek düşmanları içinde en tehlikeli düşmanı Siyonizm olmuştur ve öyle kalacaktır.

Siyonistlerin ve bazı burjuva sosyologlarının İsrail-Arap çatıştışmasını iki eşit fakat birbirine karşı ulusal akım diye sunarak Siyonizm’in rkçı ve sömürgeci doğasını gizleme çabaları başarılı olamayacaktır.

Siyonist şovenizmi ile Arap milliyetçiliğini eş tutmak bilimsel açıdan yanlış ve siyasal yönden zararlı olup, yalnızca Siyonist saldırganlığını Arap milliyetçiliğinin gûya saldırganlığına bir tepkiymiş gibi gösterme çabasına hizmet etmektedir.

Aynı nedenle, İsrail de koca Arap Câlut’la düelloyu, Tanrı’nın yardımıyla, kazanan küçük fakat kahraman Dâvut gibi sunulmaktadır.

Bilimsel yaklaşım da gösterir ki, milliyetçilik somut tarihsel bir olgudur ve koşullara göre farklı içeriği vardır. Bir, çalışan insanların ileri milliyetçiliği vardır, bir de gerici milliyetçilik.

Siyonist milliyetçiliği bu ikinci türdendir. Orta Doğu anlaşmazlığı nitelik yönünden birbirine benzemeyen güçlerin ve birbirine karşı tarihsel gelişme eğilimlerinin çatışmasıdır.

Siyonizm’in ırkçı olan temel niteliği, en derin özünde, faşizmden farklı değildir. Siyonizm’in işte bu özelliği derin bunalımının ve İsrail emekçi halkı ile dünya Yahudiliğinden olduğu kadar uluslararası düzeyde ötekilerden de gitgide uzaklaşmasının nedenidir.

Sosyalist ülkelerin halkları, gelişmekte olan ülkelerin ilerici güçleri ve İsrail dahil, sermayeci devletlerin barış-sever kesimleri Filistinlilerin ve öteki Arap halklarının haklı dâvâsıyla birliktir.

Tüm ilerici güçler Semitizm düşmanlığına karşı ödünsüz savaşımlarını Siyonist ırkçılığa karşı kararlı savaşımlarıyla birleştirmektedirler.

Irkçılığa karşı savaşımın karşıt bir ırkçılık mevziinden başarıyla yürütülemeyeceği açıktır. Böyle bir taktik, Orta Doğu’ya kalıcı ve adil bir barış getirmek yerine, böyle bir barışı, A.B.D.’nin gûya adım adım yaklaşımı olayında olduğu gibi, daha da uzaklaştırır.

Çatışma ancak konunun içindeki öğelerin çözümü sonucu son bulur: (a) İsrail kuvvetlerinin 1967’de işgâl ettikleri tüm Arap topraklarından çekilmeleri; (b) kendi devletlerini kurma hakları da dahil olmak üzere, Filistinlilerin haklarının garanti edilmesi; ve (c) tüm Orta Doğu ülkelerinin bağımsız varlık haklarının tanınması.

Bu yaklaşım ülkelerin çoğunluğu tarafından desteklenmekte olup, her taraftaki ilerici güçlerden daha da artan destek görecektir, çünkü ådil, demokratik ve herkesin gerçek çıkarı olan sürekli barışla uyumludur.

Irkçılık ve Siyonizm Siyonizm Dosyası #7
Irkçılık ve Siyonizm Siyonizm Dosyası #7

Kaynakça

1- Rabotnigesko Delo, 29 Nisan 1976.
2- A. Zheromski, Na Zapad ot Iordan, Varşova.
3- B. Rainov, Pititsa na Siyonizma, Sofya, 1969.
4- Max Nordau to His People, New York, 1941.
5- Sources de la Pensée Juive Contemporaine.
6- Naroden Glas, 2 Haziran 1971.
7- Sionizm: Otrovlennoye orujiye imperializma-Dokumenti materiali.
8- Les Temps Modernes: le Gonflict Israélo-Arabe, Paris, 1967.
9- Theodor Herzl, Eureyska Derjava, Sofya, 1947.
10- S.M. Dubnov, Pisme o Starom i Novom Evreysve: 1897-1907, St. Petersburg, 1907.
11- TDV İslam Ansiklopedisi, Filistin, M. Lutfullah Karaman maddesi.

  1. Bölüm: Siyonizm Dosyası #1
  2. Bölüm: Siyonizm Nedir? Siyonizm Dosyası #2
  3. Bölüm: Arz-ı Mevud Eretz Israel Nedir? Siyonizm Dosyası #3
  4. Bölüm: Theodor Herzl Kimdir? (1860-1904) Siyonizm Dosyası #4
  5. Bölüm: Kısa Filistin Tarihi Siyonizm Dosyası #5
  6. Bölüm: Filistin’i Kim Sattı? Siyonizm Dosyası #6

Yorum yapın

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Bu site, spam'ı azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Don`t copy text!