Arama
Kardeşim Mevlüd

Kardeşim Mevlüd

KARDEŞİM MEVLÜD ( 1. Bölüm ) Bugün size onun hikayesini anlatayım. Zaten şimdilik ancak yazarak anlatabiliyorum bu hüzünlü hikayeyi. Geçenlerde bir konferansta anlatmak istedim, yine başarılı olamadım ağlamaktan.

Yer Tanzanya.

Şehir Dodoma.

Bölge Mpwa Pwa.

İsmi Mawlûdi.

Yani bizim dilde “Mevlüd.”

O’na bu ismi çocukluk arkadaşları vermiş; yeniden doğduğu için.

Nasıl mı?

Buyurun.

Bir katolik hıristiyan ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir benim de dünyaya geldiğim yıllarda.

Büyür.

Arkadaşları olur.

Onlarla oynar, gezer tozar Afrika’nın o tozlu sokaklarında.

Mpwa Pwa güvenli ve güzel bir kasaba.

Her ne kadar çoğunluk hıristiyan olsada kocaman bir mescidi var kasabanın.

Mevlüd’ün evi işte o mescide çok yakın.

Tabi o zamanlar ismi Mevlüd değil henüz.

Nedense mahallesindeki müslüman arkadaşlarını daha çok sever.

Arkadaşlarıyla can ciğerdir.

Onlarla ünsiyeti olur.

Onlarla yer, onlarla içer.

Büyür, on altısına gelir.

Babası “hadi bakalım, büyüdün on altı yaşına geldin artık. Düzenli olarak kiliseye gelmen lazım” der.

Mevlüd bir türlü gitmek istemez o kasvetli binaya.

Her seferinde bir bahane uydurur adım atmaz batıl inancın batıl mekanına.

Baba sinirlenir. Farkeder oğlunda bir şeylerin ters gittiğini.

Birgün ısrarla ve hiddetle oğlunu kolundan tuttuğu gibi kiliseye götürür.

Mevlüd ayak direr. Hayır der, olmaz der babasına ilk defa açıktan.

“Baba, ısrar etme kiliseye gitmeyeceğim!”

Baba beyninden vurulmuşa döner.

Nasıl yani, benim oğlum sen kiliseye gelmeyeceksin öylemi!

Evet baba gelmeyeceğim!

Neden?

Benim bütün arkadaşlarım müslüman baba. Ben onlarla büyüdüm. Onlarla serpildim. Çocukluğumdan beri onlarla camiye gittim. Onlarla namaz kıldım. Onlarla secde ettim. Onlarla dua ettim.

Ben kendimi müslüman hissediyorum baba!

Baba çıldırır. Mevlüd’e saldırır. Tokatlar atar. Yumruklar savurur.

Mevlüd hiç sesini çıkarmaz.

Ama kiliseye de gitmez.

Ne talih ki baba Afrika’nın görebileceği en zalim babalardan biridir.

Yasak koyar oğluna.

Zinhar Camiye gidilmeyecek!

Müslüman arkadaşlarla görüşülmeyecek!

Söz dinler mi oğul!

Arkadaşlarının yanına gider.

Mescide de girer.

Aslında henüz müslüman da değildir. Ama sadece kendini müslüman gibi hissetmekte, hıristiyanlığın şu an batıl bir din olduğunu, son ve hakk dinin İslam olduğunu bilmektedir, o kadar.

Vakit kaybetmeden, bir gece arkadaşlarıyla oturur, tekrardan konuşurlar uzun uzun.

İslam nedir?

Bizi kim yarattı ?

Muhammed aleyhisselam kimdir?

Davası neydi?

İyilik nedir?

Kötülük nedir?

Tek tek anlatırlar arkadaşlarına.

Ve sabah olduğunda mescidde toplanırlar. Hep beraber Mevlüd’ün şehadetine şahitlik ederler.

Artık Mpwa Pwa’nın sokakalarında oynadıkları arkadaşları kardeşleri olmuştur.

Tertemiz.

Günahsız bir kardeş.

Yeniden doğduğu için de adını “Mawlûdi” koyarlar.

Haberi duyan annesi koşarak gelir mescide. Oğlum nerde der.

Bulurlar.

Oğluna kaçmasını söyler anacığı.

Mademki müslüman oldun, kaç oğlum buralardan. Baban seni öldürmeğe yemin etti!

16 yaşındaki Mevlüd hiç bir yere kaçmaz. Doğru babasının yanına gider.

“Doğrumu müslüman olduğun!” diye bağırır babası.

Evet baba ben müslümanım bundan sonra.

Müslümanım ve siz de müslüman olun diye cevap verir.

Müslüman olun. Rabbiniz’e kul olun.

Kötülüklerden uzak durun.

Gözü dönen baba komşularında yardımıyla atılır çocuğun üstüne, yakalar oğlunu ve hapseder evin bir odasına.

Ayağından zincirle bağlar.

Günlerce döver.

Aç bırakır.

İşkence eder.

Mevlüd yine de imanından vaz geçmez.

Henüz on altı yaşında bir mümin ve inatla ve sabırla “Allah birdir” demekte.

Arkadaşları duruma daha fazla dayanamazlar.

Babasıyla defalarca konuşurlar.

Yalvarırlar.

Tamam derler. Bizimle görüşmesin ama çöz oğlunu. Serbest bırak, işkence etme artık. Aç bırakma onu.

Kovar onları zalim baba. Defolun der her seferinde.

Arkadaşlar ağlar. Anne ağlar. Mevlüd inler.

Bir gece annenin de yardımıyla gelirler ayağından bağlı olan Mevlüd’ü kaçırırlar o can kardeşleri.

Kaçırırlar ve Mevlüd bir daha eve hiç dönmez.

Uzak diyarlara gider.

Uzakta taa Aruşa’da bir medrese vardır. Oraya sığınır.

Medresenin şeyhi yaşlı, alim ve ferasetli bir zattır.

İsmi Şeyh Ali.

Şeyh Ali sahip çıkar bu bedence zayıf, kalpçe yağız delikanlıya.

Evlatlarından bir evlat yapar onu.

Mevlüd o şeyhin yanında yıllarca kalır. İlim öğrenir. Hoca olur. Şeyhinin öğrencilerini okutmaya başlar.

Yaşlı şeyh yaşı yirmi beşe gelmiş olan bu genç yardımcısına son bir iyilik yapar ve evlendirir.

Tabi öte yandan beraber Mpwa Pwa daki arkadaşlarına minnettardır Mevlüd. Onlarla irtibatı hiç koparmaz. Onlar da kardeşlerini hiç yalnız bırakmazlar.

Birgün Yaşlı şeyh Ali ölür.

Babası bildiği şeyhini kaybeden Mevlüd mahzun olur. Dar gelir o medresenin duvarları artık ona.

Memleketine dönmek ister.

Memleketine dönmek ve ilk kelimei şehadet getirdiği o mescidde ona İslam’ı anlatan kardeşleriyle beraber hizmet etmek ister.

Yıllar sonra birgün Mevlüd kolunda eşi, kucağında ilk evlatları “Ali” ile birlikte doğup büyüdüğü kasabaya geri döner.

Kaderde onun neleri beklediğini bilmeksizin.

***********

Arkadaşlar kardeşim Mevlüd’ün hikayesinin kalanını Pazar günü yayınlayacam. İlgilenenlerin bilgisine.

Hayırlı cumalar.

Not: Fotoğrafta Mawlûdi ayakta duranlardan sarıklı olan.

Kardeşim Mevlüd

KARDEŞİM MEVLÜD ( 2. Bölüm )

Yer, Mpwa Pwa kasabası, Afrika.

O gün arkadaşlarımla yaptığımız planı gece uygulamak üzere yola çıktık.

Mpwa Pwa daki mescide vardık. Akşam namazlarımızı kıldık.

Eşim, ben ve iki de Afrikalı arkadaşım Mevlüd’ün babasının evine doğru yürüdük.

Sessiz bir Afrika gecesi kasabanın üstüne çökmüştü. İçimizde birazcık heyecan vardı.

Bir kaç dakika sonra evin önündeydik.

Mevlüd’ün annesi koşar adım geldi ve bizi sessizce içeri aldı.

“Burası Mevlüd’ümün odası” dedi. “Babası yıllar önce onu burada hapsetmişti.”

Küçük bir el lambasıyla yarı aydınlanmış odanın beton zeminine oturduk.

Torunlardan küçük olanı yani Mevlüd’ün ikinci evladı olan kızı hemen yanımıza geldi.

Yedi yaşında.

Eşimin yanına bağdaş kurup oturdu ve adeta eşim onun annesiymiş gibi ona sokuldu. Bizi meraklı gözlerle izlemeye başladı.

Kısa bir sessizlikten sonra hıristiyan olan iyi kalpli anneye fazla sesli olmamak şartıyla Kuran’dan ayetler okursam rahatsız olup olmayacağını sordum.

Hayır kesinlikle rahatsız olmam dedi. Lütfen buyurun.

Afrikalı anneleri Afrikalı babalardan hep daha çok sevmişizdir. Çilekeş olurlar. İyi kalpli olurlar. Ve tabiki güler yüzlü olurlar.

O zalim kocanın nasıl böyle iyi kalpli bir hanımı olduki diye düşünürken kısık bir sesle kuranı kerim okumaya başladım.

Gözlerim kapalı. Eûzü besmele çektim .

Eşim solumda. Bir arkadaşım karşımda. Mevlüd’ün annesi odanın sağ köşesinde. Bir arkadaşımızda dışarda nöbetçi olarak bekliyor.

Ayetleri birer ikişer okuyordum ki dışarıdan yüksek sesle konuşmalar gelmeye başladı. Bir iki patırdı derken büyük bir gürültüyle bulunduğumuz odanın kapısı açıldı.

Derhal okumayı kesip gözlerimi açtım. İçeriye girenin kim olduğunu, ne olup bittiğini anlamaya çalışırken arkadaşım “işte bu Mevlüd’ün babası” dedi.

Korktuğumuz tahminimden de erken başımıza gelmişti.

İçeriye girdi ve bağırıp çağırmaya başladı.

Aynı anda da iyi kalpli anne yerinden fırladı, o zalim adamın üzerine atıldı.

Odanın ortasına öylece yuvarlandılar.

Baba olanca sesiyle bağırıyordu “oğlumu elimden aldınız, torunlarımı vermem!”

Eşim yedi yaşındaki yavrucağı kaptığı gibi dışarı çıktı.

Gecenin ortasında, el lambasıyla aydınlanan, rutubetten duvarları dökülmüş izbe odanın içinde yarı sarhoş içeriye dalan o babayla kendimi burun buruna buldum.

O da şaşırmıştı.

Ansızın daldığı evinde bir “muzunguyla” yani bir beyaz adamla karşılaşacağını hiç tahmin etmiyordu.

Sert ve kendinden emin bir tavırla sakın konuşma ve otur diye bağırdığımı hatırlıyorum.

Ve enteresandır adam sustu, olduğu yere oturdu. Burnundan soluyarak ona neler diyeceğimi dinlemek için gözlerini gözlerime dikti.

**********

Geçen sene İstanbul’da olduğum sıralar.

Telefondaki arkadaşım Tanzanya’dan arıyordu.

Ahmet, dedi. Sözü uzatmayacağım, sana üzücü bir haberim var.

“Mevlûdi’nin karısı dün vefat etti.”

“Defnettik.”

“Malariadan.” ( Sıtma )

Bilmek isteyeceğini düşündüm dedi.

İnna lillah.. diyebildim sadece.

Elbetteki üzüldüm.

İki çocuğuyla tek başına kalmıştı Mevlüd.

Malarya; şu sivri sinek vasıtasıyla insanlara bulaşan ölümcül hastalık… Ve Afrika’nın birincil sağlık problemi.

Mevlüd’ün eşi de maalesef bu hastalığın kurbanı oldu.

Bir kaç ay sonra Afrika’ya döndüğümde Mevlüd’e baş sağlığı diledim. Kendimce teselli etmeğe çalıştım onu.

Son derece metin bir şekilde karşılık verdi.

Hüznünü yüreğine gömmüş buna bizim bile üzülmemizi istemez bir hali vardı. Hayran oldum bu tavrına.

Mevlüd; kardeşim!

Yıllar evvel Mevlüd’le bizim hikayemiz ilk kez tanıştığımız Mpwa Pwa mescidinde başladı.

Ve altı sene birlikte çalıştık.

Mevlüd ve onun İslam’a giriş yolculuğunda adım adım yanında olan çocukluk arkadaşlarıyla sahra altı Afrika’da kat etmediğimiz yol kalmadı neredeyse.

Birlikte kabile kabile dolaştık. Yüzlerce hatta binlerce kişiye omuz omuza İslam’ı anlattık.

Kapı kapı, köy köy yoksullara gıda dağıttık. Kuyular açtık.

Kâh ağladık, kâh güldük.

Ve biliyor musunuz ben, bu paha biçilmez kardeşimin hikayesini birlikte geçirdiğimiz altı yıl boyunca kendisinden hiç dinlemedim.

Kızıl topraklı Afrika sahralarında üzerimize nice güneşler doğdu, nice güneşler battı ama Mevlüd bana bir kere olsun o zalim babasından bahsetmedi.

Bir nebzecik şikayetçi olmadı.

Ama çocukluğunda kapısına sığındığı, babası yerine koyduğu Şeyh Ali’den çokça bahsederken hep gözleri doldu.

Mevlüd sayesinde Şeyh Aliyi ne kadar tanıdıysam yine o mütevekkil Mevlüd’ün ketumluğu sayesinde ailesini ve özellikle de babasını hiç tanıyamadım.

Taki karısının vefatından neredeyse bir yıl sonra Mevlüd’ün de ölüm haberi yüreğimize kor gibi düşene kadar.

Evet kıymetli dostlar, bu hikayenin alışılmış mutlu bir sonu olamadı.

Canım kardeşim Mevlüd’de o amansız hastalığa yakalandı ve aramızdan kuş gibi uçup gitti.

İşte o unutulmaz gece biz, Mevlüd’ün geride bıraktığı iki yetim evladını babaannelerinden istemeye gitmiştik.

Ancak muvaffak olamadık.

Zira zalim baba bizim eve geldiğimizi duymuş apar topar meyhaneden çıkıp soluğu yanımızda almıştı.

Ne yaptıysak ikna edemedik. Kardeşim Mevlüd’ün iki evladını o gece müslümanca yetiştirmek üzere dedelerinden alamadık.

Üzülmeyin, üzülmeyin hemen.

Mevlüd bugün cennette. Biz öyle inanıyoruz.

Ve Cenabı Hakk’a ne kadar şükretsek az; Mevlüd’ün babası o geceki olaydan sonra işlediği bir suçtan dolayı şu an hapiste. En az beş yılı var diyorlar.

İyi kalpli hıristiyan babaanne ise torunlarını Mevlüd’ün vasiyeti üzerine, bizim kontrolümüzde olmak şartıyla medreseye yatılı olarak verdi.

Ben de böylece altı yıl birlikte koşturduğum bu dava arkadaşımın hikayesini ölümünün hemen ardından çocukluk arkadaşlarından göz yaşlarıyla dinledim.

Dünya ne enteresan!

Nice sessiz kahramanlar yanı başınızda sizinle ömür sürüyor. Siz onları öldükten sonra tanıyorsunuz.

Ve insanoğlu ne enteresan!

Bir yanda sıcacık yuvalarımızda bizler cenneti hayal ediyoruz, öte yandan cenneti bile aklına getirmeden inandığı ve güvendiği Rabbi için bedel üstüne bedel ödeyen garipler canlarını veriyor.

Sahra’nın on altılık yiğit delikanlısı! Seni çok özleyeceğim.

Ahmet Kemal Öncü/Tanzanya Mpwa Pwa

Fotoğrafta ayaktakiler soldan sağa: Mevlüd, Musa, Mbaya ve hemen benim yanımdaki beyaz takkeli Kitenga. Bu üç isim Mevlüd’ün çocukluk arkadaşları. Hani şu onun İslam’a girmesine vesile olanlar.

Kaynak 1 Kaynak 2

Tartışmaya Katıl

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.