Arama
Şikamo: El Öpme Meselesi ve Alışkanlıklar
Şikamo: El Öpme Meselesi ve Alışkanlıklar

Şikamo: El Öpme Meselesi ve Alışkanlıklar

Başta Kenya ve Tanzanya olmak üzere Swahilice’nin konuşulduğu Afrika memleketlerinde küçüklerin büyüklerle karşılaştığında kullandığı bir selamlama vardır; “şikamo.”

Her çocuk büyüğünü, her genç yaşlısını gördüğünde mutlaka bu kelimeyi kullanır. İçinde saygı barındıran bir ifadedir şikamo.

Tabi bu hürmet kelimesini duyan büyük ya da yaşlı “merhaba” diye karşılık verir.

Güney Afrika müslümanlarının çocukları da tatlı bir tonlamayla büyük küçük herkese “esselamü aleyküm” der, tokalaşır. Çocuğun bu asil davranışından etkilenirsiniz.

Araplarda ise yine selam vardır ve büyükler küçüklerin alnından öper. Eğer akrabalık ilişkisi çok yakınsa gözlerinden öperler.

Hatta araplarda büyükler küçüklerin sevgiyle ellerinden öperler.

Gelelim memleketimize.

Şu bizdeki el öpme meselesiyle ilgili bayram çıkmadan bir kaç kelime yazmak istedim.

Dedenin, büyükannenin, baba ve annenin, amcanın, dayının, halanın, teyzenin, çok yaşlı kişilerin, yaşı ilerlemiş üstazların, seni yetiştiren öğretmenin eli “bir karşılık beklemeksizin” öpülebilir.

Gayrısının elini öpmeye alıştırmamalı çocukları.

Alnından öpmeli, ona sarılmalı, samimice bağrına basmalı ama el öptürmemeli.

Alışmasınlar ki saygıyla-boyun eğmeği, dik durmakla-diklenmeği bir birine karıştırmasınlar.

Hele “gel elimi öp sana para verecem” diyenlere oldum olası kızarım.

Çocuklar Pavlov’un köpeğine dönüyor; eli öp, parayı kap!

Ve gelinen noktada toplum iki tipe ayrılıyor; el öpenler ve el öptürenler; doğal bir kast sistemi gibi.

Vahşi kapitalizmin o iki yüzlü yüzüne evlatlarımızı daha küçük yaşta aşina etmenin bir anlamı yok!

Peki ne yapmalı?

Çok küçük çocuklara zaten para vesaire vermek uygun değil.

Okul çağına gelmiş çocuklara bir ihtiyacını görme adına ya da “hadi bugün bayram, biraz daha cömert olalım, sana babanın verdiği harçlığa ilaveten ben de takviye yapayım” gibi anlamlı bir gerekçeyle para vermek daha şık.

Ya da bugün bayram. Hediyeleşmek sünnettir. Ben de sana bir hediye almak istedim ama neyi alacağıma karar veremedim. En güzeli sana bu parayı vereyim de benim için kendine bir hediye al.

Denebilir.

Diyorum.

Çünkü şu hayatta beleşsever, tembel, avantacı, bedel ödemeden hedefe varmak isteyen yetişkinlerle karşılaştıkça fıtratın nerelerde bozulmaya başladığını düşünmekten kendimi alamıyorum.

Hasılı el öpme meselemizi de “gelenek çıkmazına” takılmadan bi gözden geçirsek iyi olur sanki.

Allah korusun başka milletlerde gördüğümde hayret ettiğim gibi birgün biz de toplumca abartıp işi ayak öpmeye kadar götürmeyiz inşaallah.

Sonuç: El öpen değil musafaha yapan, insanların ne verip ne vermediğine değil huyuna, karakterine odaklanan, selam veren, hal hatır soran, lezzete değil izzete değer veren kişilikli evlatlar yetiştirmek en güzeli.

Gerçek İslam Ahlakı’nın da bu olduğunu düşünüyorum.

Kıymetli arkadaşlar,

Yukarıda anlatmaya çalıştığım aslında üzerinde toplumca düşünmemiz ve kendimize çeki düzen vermemiz gereken mühim mevzulardan birisi.

Alışkanlıklar çocukluğumuzda ediniliyor.

Bizi yetiştirenler bizi neye alıştırırlarsa büyüdüğümüzde de aynı alışkanlıklarla yaşama devam ediyoruz.

Bireyin alışkanlıkları karakterini belirliyor.

Ve bireylerin toplam karakteri de cemiyetin karakterini oluşturuyor.

Mesela, hakikaten komünizm ve benzeri diktatörlüklerin baskısı altında korkarak yetişmiş “alt kültürler” yalan söylemeye meyyal büyüyorlar. Bugün hür olsalar bile yalan yaşamlarının bir parçası.

Neden?

Çünkü alışmışlar.

Mısırlı kardeşlerim darılmasınlar, Mısır halkı ekseriyeti itibariyle “dilenmeye, istemeye” temayüllü bir halktır. Belli bir elit kesimi müstesna tutarsak neredeyse iş adamından çalışanına, sokaktaki çocuğundan yaşlısına kadar mısır halkı yerli yersiz “bahşiş” ister. Herkes bunu normal karşılar. Bir Allahın kulu da bundan şikayetçi olmaz. Olur olmaz bahşiş istemek Mısırda bir kültür haline gelmiştir artık.

Hatta ben bazen şaka yollu “bahşişin Mısır’daki tanımı ‘görünme parasıdır’ derim. Sizi yolda görsünler “bahşiş” isterler.

Bunun nedeni yokluk değil alışkanlıktır.

Maalesef bu alışkanlık onları çoğunluğu itibariyle ezik, ele bakan bir millet haline dönüştürmüş vaziyette.

Neden?

Çünkü alışmışlar.

Mısırın sosyolojik tarihsel kökenine bakılırsa o ülke için gelinen bu nahoş durumun geçmişte edindikleri yanlış alışkanlıklara dayandığını görürsünüz.

“İndo Pak” diye adlandırdığımız Asya’nın güzel müslümanlarına bakınız. İyidirler, hoşturlar ama muhtemelen aynı toprakları paylaştıkları Hinduizm’in de tesiriyle olsa gerek tapınmaya meyilli bir halk tipi koyarlar ortaya.

İndo Pak müslümanlarda nesneleri, kişileri, mekanları ziyadesiyle kutsallaştırma alışkanlığı vardır.

Sevdikleri kişileri hemen ululaştırırlar.

Bu yüzdendir ki rahatlıkla şeyhlerinin, hocalarının, şeyhlerinin çocuklarının ellerini ayaklarını büyük bir rahatlıkla öperler. Onların ayaklarına yüzlerini gözlerini sürerler. Hatta işi secde etmeye kadar götürürler. Evlerini kutsal mekan addederler.

Eşyalarını mukaddes bilip baş tacı yaparlar.

Neden?

Çünkü alışmışlar.

Bilmem analatabiliyor muyum.

Hasılı demem o ki evlatlarımızı bugün nasıl yetiştirirsek cemiyetimiz, milletimiz de yarın o vaziyette şekil alacaktır.

Vesselam.

Kardeşiniz Ahmet Kemal Öncü /Afrika

Şikamo: El Öpme Meselesi ve Alışkanlıklar
Şikamo: El Öpme Meselesi ve Alışkanlıklar

Tavsiye: Abi Kemal Kacar (Tunalı) – Ahmet Kemal Öncü
Kaynak

Tartışmaya Katıl

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.