Masa başında, klimalı odalarda önlerine harita açıp, cetvelle dağımızı, taşımızı, ormanımızı parselleyen efendiler! Sizin o süslü sunumlarınızda, Excel tablolarınızda kâr marjı diye gördüğünüz yer, bin yıllık Anadolu toprağıdır. Sinop’tur, Durağan’dır, Boyalıca’dır, Kızılcapelit’tir!
Şimdi kalkmışlar, Maden arayacağız, bakır çıkaracağız, kalkınacağız ninnileriyle Boyabat’tan Durağan’a kadar koca bir coğrafyanın bağrına hançer saplamaya hazırlanıyorlar.
Neymiş? 4 bin 504 sayfalık ÇED raporu hazırlamışlar. Sayfalara bak, mübarek ansiklopedi! İçine ne yazarsanız yazın, o raporun Türkçe meali şudur: Biz bu doğayı katledeceğiz, minareyi çaldık, kılıfı da bu 4 bin sayfanın içindedir.
Bakar mısınız şu işe! Tam 224 bin 895 ağaç kesilecekmiş. Dile kolay beyler, dile kolay! Çeyrek milyon ağaç demek, bir memleketin ciğerini söküp almak demektir.
Siz o ağaçları sadece odun mu sanıyorsunuz? O ağaçlar, o köylünün nefesidir, geçmişidir, yağmurudur, bereketidir. Yılda 4 milyon ton bakır çıkaracağız diye 9 milyon ton zehirli atığı, pasayı o köylerin tepesine yığacaksınız.
Sonra da o ağır metaller ilk yağmurda Gökırmak havzasına karışacak, oradan Durağan’a, Saraydüzü’ne zehir akacak. Hayvancılık bitecek, tarım çökecek, o insanlar köylerinden sürülecek. Sonra? Kalkındık! Öyle mi? Batsın sizin böyle kalkınmanız!
Bakın, Anayasa Madde 56 ne der?
Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
Hukuk var kardeşim bu ülkede! Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun kapı gibi emsal kararları var. Açın okuyun! Ne diyor yüksek yargı defalarca verdiği bozma kararlarında? Çevresel risk ve ekolojik yıkım ihtimali, kısa vadeli ekonomik faydadan üstün tutulamaz diyor!
Tarım alanlarının, su havzalarının maden projelerine kurban edilemeyeceği, kamu yararının o 4 bin sayfalık şirket raporlarından daha büyük olduğu mahkeme kararlarıyla sabittir. Artvin Cerattepe’de, Kaz Dağları’nda, İliç’te yaşanan onca acı tecrübe ortadayken, aynı filmi şimdi Sinop’ta vizyona sokmanın mantığı nedir?
Hukuku arkadan dolanıp, yöre halkını ÇED toplantılarına sokmayarak, Biz yaptık oldu diyerek bu milletin mülkiyet, yaşam ve sağlıklı çevre hakkını gasp edemezsiniz.
O Boyalıca’da, o Kızılcapelit’te yaşayan, şimdi Change.org’da çırpınan, dilekçelerle devletin kapısını aşındıran köylü, toprağını savunurken aslında Türkiye’nin geleceğini savunuyor. Onlar vatan toprağına, ranta tapanlardan daha çok sahip çıkıyor.
Köyümüzde maden istemiyoruz derken siyaset yapmıyorlar; içecekleri suyu, yiyecekleri ekmeği, çocuklarının geleceğini korumaya çalışıyorlar.
Şirketlerin bilançosu kabaracak diye bu milletin ata toprağı sahipsiz değildir. O iş makinelerinin paletleri altında ezeceğiniz şey sadece toprak değil, Anadolu insanının ta kendisidir.
Hukuk çerçevesinde, anayasal haklarını kullanarak o köylüler direnecek, mahkemeler o raporları inceleyecek. Ve göreceksiniz; bu memleketin ormanları, su havzaları üç beş şirketin insafına bırakılmayacak kadar kıymetlidir.
Bırakın artık yakasını bu köylerin! Bırakın da Boyalıca, Kızılcapelit, Durağan şöyle temiz bir nefes alsın!
Gidin başka yerde oynayın!
