Yılın ilk günü. Yeni bir defter, yeni bir plan, yeni bir sen. Üç hafta sonra defter kapanmış, plan unutulmuş, sen aynı sen.
Bu senaryoyu tanıyor musun? Eğer tanıyorsan, yalnız değilsin.
Yılın ilk günü. Yeni bir defter, yeni bir plan, yeni bir sen. Üç hafta sonra defter kapanmış, plan unutulmuş, sen aynı sen.
Bu senaryoyu tanıyor musun? Eğer tanıyorsan, yalnız değilsin.
İnsanlık tarihi, Gerçek nedir ve biz neyin içinde yaşıyoruz? sorusuna verilen cevapların amansız evrimiyle şekillenmiştir. Binlerce yıl önce mağara duvarlarına yansıyan gölgeleri izleyen ilkel insan için gerçeklik, yalnızca dokunabildiği ve avlayabildiği fiziksel nesnelerden ibaretti.
Okumaya devam et “Simülasyon Teorisi ve Levh-i Mahfuz Arasındaki Gizli Bağlantı”
Elime bir kitap alıyorum. Koltuğa oturuyorum. İlk sayfayı açıyorum. Beş dakika sonra telefonum elimde. Ne aradım? Bilmiyorum. Hiçbir şey. Ama telefon elimde, kitap dizimde. Ve o his o hadi okuyayım biraz hissi kayboluyor. Yerine suçluluk geliyor. Neden okuyamıyorum? diye soruyorum kendime.
Sonra o soruyu da bırakıp YouTube’a giriyorum.
Bir içerik üreticisinin profilini açın. Özgün bakış açısı. Gerçek deneyimler. Samimi içerikler. Hepsinde aynı kelimeler. Hepsinde aynı iddia. Ve hepsinde, şaşırtıcı bir benzerlik.
Özgünlük, özgünlüğünü yitirdi. Hem de tam da herkesin özgün olmaya çalıştığı dönemde.
Okumaya devam et “Özgün İçerik Üretmek Diye Bir Şey Kaldı mı?”
Herkes bir şeyler yazıyor. LinkedIn’de düşüncelerimi paylaşıyorum diye başlayan gönderiler. Instagram’da üç satırlık hayat dersleri. X’te iğneleyici tek cümleler. Substack’te haftalık bültenler. Kişisel bloglar. Medium yazıları.
Ve hepsinin ortak bir derdi var: Nasıl daha fazla okuyucu kazanırım?
Türkiye’nin kırsal kesiminden şehirlere akan büyük göç dalgasının üzerinden yarım asır geçti. O dalgayla birlikte milyonlarca insan tarlasını, bahçesini, baba ocağını geride bıraktı. Ama geride yalnızca toprak bırakmadı; çoğu zaman bir kardeş bıraktı.
Köyde kalan o kardeş, ata mirasını sırtlanarak yıllarca hem nöbet tuttu hem de emek harcadı. Şimdi o kardeşin başı belada.
Endüstriyel üretim ve tedarik zincirinin kesişim noktasında yer alan lojistik, kağıt üzerinde basit bir akış gibi görünse de sahada tam bir entropi yönetimidir.
Bir tekstil fabrikasının sevkiyat departmanından, devasa depoların raf aralarına kadar her santimetrekarede bir verimlilik savaşı verilir. 10 yıllık saha tecrübem ve yönettiğim operasyonlar boyunca gördüm ki; en büyük israflar kalemle yazılanlar değil, süreçlerin arasındaki boşluklarda kaybolanlardır.
Okumaya devam et “Lojistikte Operasyonel Verimlilik ve Enerji Tasarrufu Rehberi”
Bir konu çıkıyor ortaya. Siyasi de olabilir, gündelik de. Sosyal medyada yayılıyor, herkes bir şeyler yazıyor. Arkadaşınız size dönüyor: Sen ne düşünüyorsun bu konuda?
Sabah gözünüzü açıyorsunuz. Henüz kalkmadınız, yastıkta hâlâ o ağırlık var. Ama telefon zaten elinizde. Beş dakika içinde on haber, üç tartışma, iki mutlaka okumalısın yazısı, bir de dün gece kaçırdığınız o viral video.
Gün başlamadı. Gün yüklendi.
Masa başında, klimalı odalarda önlerine harita açıp, cetvelle dağımızı, taşımızı, ormanımızı parselleyen efendiler! Sizin o süslü sunumlarınızda, Excel tablolarınızda kâr marjı diye gördüğünüz yer, bin yıllık Anadolu toprağıdır. Sinop’tur, Durağan’dır, Boyalıca’dır, Kızılcapelit’tir!
Okumaya devam et “Bırakın da Temiz Bir Nefes Alalım Beyler!”