Bu makalede tam da bunu konuşacağız: Neden başkalarının onayına bu kadar muhtaç hissediyoruz? Ve bu döngüden nasıl çıkabiliriz?

Onay Aramayı Bırak, Kendine Güvenmeye Başla

Aziz Sancar, Nobel ödülünü aldıktan sonra bir röportajda şöyle dedi: Ben hiçbir zaman ödül için çalışmadım. Merak ettiğim için çalıştım. Onlarca yıl boyunca küçük bir laboratuvarda, büyük bütçeli rakiplerine kıyasla neredeyse görünmez bir şekilde çalıştı. Pek çok kez görmezden gelindi. Fonlar kesildi. Ama o devam etti. Çünkü referans noktası başkalarının onayı değildi. Kendi merakı, kendi sesi, kendi yoluydu.

Okumaya devam et
Saat sabahın beşi. Alarm çalıyor. Peyami Safa, masasının başına geçiyor. Bir fincan çay, sessizlik ve beyaz bir kağıt. Türk edebiyatının en üretken kalemlerinden biri olan Safa, en iyi yazdığı zamanın sabahın erken saatleri olduğunu söylerdi. Günün geri kalanı gazetecilik, tartışma, hayatın gürültüsüydü. Sabah ona aitti.

Sabah Rutuni Kocaman Bir Yalan Olabilir mi?

Saat sabahın beşi. Alarm çalıyor. Peyami Safa, masasının başına geçiyor. Bir fincan çay, sessizlik ve beyaz bir kağıt. Türk edebiyatının en üretken kalemlerinden biri olan Safa, en iyi yazdığı zamanın sabahın erken saatleri olduğunu söylerdi. Günün geri kalanı gazetecilik, tartışma, hayatın gürültüsüydü. Sabah ona aitti. Bu hikâyeyi okuyunca aklına ne geliyor?

Okumaya devam et
James Clear, Atomic Habits kitabında şu hesabı yapar: Eğer her gün %1 daha iyi olursan, yılın sonunda 37 kat daha iyi olursun. Her gün %1 daha kötüleşirsen ise neredeyse sıfıra inersin.

%1 Kuralı: Küçük Alışkanlıklar Nasıl Büyük Sonuçlara Dönüşür?

Cemil Meriç, 1955’te 38 yaşında gözlerini kaybetti. Pek çok insan için bu, entelektüel hayatın sonu olurdu. Meriç için ise tam tersine bir dönüm noktasıydı. Talebelerinin yardımıyla okumaya, yazmaya, düşünmeye devam etti. Ölümüne kadar. Büyük eserlerinin önemli bir kısmını bu dönemde verdi. Meriç’in başarısı bir deha patlamasının değil, küçük ve inatçı bir disiplinin ürünüydü. Her gün biraz daha. Duraksansa da devam etmek. Gözler görmese de düşünmek. İşte %1 kuralının özü budur.

Okumaya devam et
Elime bir kitap alıyorum. Koltuğa oturuyorum. İlk sayfayı açıyorum. Beş dakika sonra telefonum elimde. Ne aradım? Bilmiyorum. Hiçbir şey. Ama telefon elimde, kitap dizimde. Ve o his o hadi okuyayım biraz hissi kayboluyor. Yerine suçluluk geliyor. Neden okuyamıyorum? diye soruyorum kendime.

Kitap Okumak Neden Artık Çaba İstiyor?

Elime bir kitap alıyorum. Koltuğa oturuyorum. İlk sayfayı açıyorum. Beş dakika sonra telefonum elimde. Ne aradım? Bilmiyorum. Hiçbir şey. Ama telefon elimde, kitap dizimde. Ve o his o hadi okuyayım biraz hissi kayboluyor. Yerine suçluluk geliyor. Neden okuyamıyorum? diye soruyorum kendime. Sonra o soruyu da bırakıp YouTube’a giriyorum.

Okumaya devam et
Türkiye’nin kırsal kesiminden şehirlere akan büyük göç dalgasının üzerinden yarım asır geçti. O dalgayla birlikte milyonlarca insan tarlasını, bahçesini, baba ocağını geride bıraktı. Ama geride yalnızca toprak bırakmadı; çoğu zaman bir kardeş bıraktı.

Toprağı Ekenin Emeği Yok mu?

Türkiye’nin kırsal kesiminden şehirlere akan büyük göç dalgasının üzerinden yarım asır geçti. O dalgayla birlikte milyonlarca insan tarlasını, bahçesini, baba ocağını geride bıraktı. Ama geride yalnızca toprak bırakmadı; çoğu zaman bir kardeş bıraktı. Köyde kalan o kardeş, ata mirasını sırtlanarak yıllarca hem nöbet tuttu hem de emek harcadı. Şimdi o kardeşin başı belada.

Okumaya devam et