Sabah gözünüzü açıyorsunuz. Henüz kalkmadınız, yastıkta hâlâ o ağırlık var. Ama telefon zaten elinizde. Beş dakika içinde on haber, üç tartışma, iki mutlaka okumalısın yazısı, bir de dün gece kaçırdığınız o viral video.
Gün başlamadı. Gün yüklendi.
Kişisel Blog
Sabah gözünüzü açıyorsunuz. Henüz kalkmadınız, yastıkta hâlâ o ağırlık var. Ama telefon zaten elinizde. Beş dakika içinde on haber, üç tartışma, iki mutlaka okumalısın yazısı, bir de dün gece kaçırdığınız o viral video.
Gün başlamadı. Gün yüklendi.
Masa başında, klimalı odalarda önlerine harita açıp, cetvelle dağımızı, taşımızı, ormanımızı parselleyen efendiler! Sizin o süslü sunumlarınızda, Excel tablolarınızda kâr marjı diye gördüğünüz yer, bin yıllık Anadolu toprağıdır. Sinop’tur, Durağan’dır, Boyalıca’dır, Kızılcapelit’tir!
Okumaya devam et “Bırakın da Temiz Bir Nefes Alalım Beyler!”
Bir haber çıkıyor. Deprem, kaza, trafik faciası fark etmiyor. Birkaç dakika içinde telefonunuzu açıyorsunuz ve akış dolup taşıyor.
Geçmiş olsun, Allah rahmet eylesin, Yüreğim yandı.
Bir zamanlar sahip olmak basit bir eylemdi. Bir plak alırdınız, çizilmediği sürece sizindi. Bir kitap alırdınız, sayfasını kıvırırdınız ve o kitap rafınızda mülkiyetinizin sessiz bir kanıtı olarak dururdu.
Okumaya devam et “Dijital Hayatımız Bir Abonelikten İbaret ve Fiyat Az Önce Arttı”
Eskiden internette bir şey aramak, eline bir fener alıp kütüphanenin tozlu raflarında kaybolmak gibiydi. Bir kelime yazardınız ve karşınıza on farklı insanın on farklı dünyası çıkardı.
Linklere tıklar, o tavşan deliğinden aşağı iner ve aramaya başladığınız şeyden bambaşka bir hazineyle yukarı çıkardınız. Buna keşif diyorduk.
Okumaya devam et “Arama Motorlarının Ölümü ve Cevap Makineleri Tiyatrosu”
Tabağınızın büyüklüğü ne kadar yediğinizi etkiler. Bir kumarhanenin duvarında saat olmaması, sabahın ilk ışıklarına kadar kumar oynamanıza neden olabilir.
Sosyal medyada ise Size Özel sayfaları, bize sonsuz bir içerik varmış illüzyonunu yaşatır. İçinde bulunduğumuz ortamların tasarımı, tüketim alışkanlıklarımızı belirler. Ve tahmin edebileceğiniz gibi, etrafımızdaki her şey maksimum tüketim üzerine kurulu.
Favori web sitelerimizin birer birer yok olmasıyla pandemiyi atlatmamız arasındaki o süreçte, modern internet dediğimiz şey aslında şapka takmış dört dev şirkete dönüştü.
O şapkanın yakasında Bulut (The Cloud) yazan bir isim kartı var. O kartı kaldırsanız altında İnternet yazar; onu da kaldırsanız altında ARPANET (Sadece ticari olmayan kullanım içindir, canına yandığımın dünyası) yazan, o eski günlerin el emeği göz nuru işlemesini görürsünüz.
Okumaya devam et “İnternet Mi Dediniz? Hayır, Bu Sadece Dört Şirketin Şapkası!”
Bayram tatili geliyor. Haftalarca önceden biliyorsun bunu. Bu sefer gerçekten dinleneceğim diyorsun. Belki memlekete gideceksin, belki bir yere çıkacaksın, belki sadece evde uzanacaksın. Ama ne yaparsan yap, şunu biliyorsun: o günler mutlu olacaksın!
Ve tam burada bir şey oluyor ama çoğu zaman fark etmiyorsun. Mutluluğu yaşamak için değil, organize etmek için bekliyorsun o tatili.
Özür dilerim ama bu benim tarzım.
Öylece duruyorsunuz. Bir şey yanlış, ama ne olduğunu tam olarak söyleyemiyorsunuz. Çünkü cümle özür dilerim ile başladı. Ve biz, o iki kelimeyi duyan kulağımızı kapatmayı çocukken öğrendik.
Hayat bazen ansızın, en beklemediğimiz anda değer verdiklerimizi aramızdan alıyor.
Emirtolu Köyü Dernek Başkanı, sivil toplum hayatının duayen isimlerinden, hepimizin gönlünde müstesna bir yeri olan kıymetli hemşehrimiz Arif Özdemir ağabeyi geçirdiği ani bir kalp krizi sonucu ebediyete uğurlamanın derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Okumaya devam et “Arif Özdemir (Çakır Arif) Ağabeyin Ardından”