Her Şeyi Takip Edenin Hiçbir Şeyi Yoktur

Sabah gözünüzü açıyorsunuz. Henüz kalkmadınız, yastıkta hâlâ o ağırlık var. Ama telefon zaten elinizde. Beş dakika içinde on haber, üç tartışma, iki mutlaka okumalısın yazısı, bir de dün gece kaçırdığınız o viral video.

Sabah gözünüzü açıyorsunuz. Henüz kalkmadınız, yastıkta hâlâ o ağırlık var. Ama telefon zaten elinizde. Beş dakika içinde on haber, üç tartışma, iki mutlaka okumalısın yazısı, bir de dün gece kaçırdığınız o viral video.

Gün başlamadı. Gün yüklendi.

Bir nesil önce bilgiye ulaşmak zordu.

Gazete bulunacak, kitap aranacak, bilenler bulunacak, sorulacaktı. Bilgi nadir olduğu için değerliydi. Az geliyordu, ama sindirilebiliyordu.

Şimdi tam tersi. Bilgi her yerden, her an, hiç durmadan akıyor. Ve biz daha fazla tükettikçe daha çok bilgiye sahip olacağımızı sanıyoruz.

Ama olan şu: daha fazla tüketiyoruz, daha az biliyoruz.

Bunu şöyle anlayabilirsiniz.

Bugün okuduğunuz on haberi sayın. Kaçını yarın hatırlayacaksınız? Kaçı hayatınızda bir şeyi değiştirdi, bir kararınızı etkiledi, bir bakış açınızı genişletti?

Çoğu zaman cevap sıfıra yakın.

Çünkü bilgiyi sindirmek için zamana ihtiyaç var. Üzerine düşünmek, tartmak, kendi hayatınızla ilişkilendirmek gerekiyor. Ama biz bir haberi okurken zaten bir sonrakini bekliyoruz. Sindirim yok, sadece yutma var.

Bir de şöyle bir şey oluyor.

Her gün o kadar çok şey öğreniyorsunuz ki aslında hiçbir şey öğrenmiyorsunuz. Ekonomi hakkında bir şeyler biliyorsunuz, sağlık hakkında bir şeyler biliyorsunuz, siyaset hakkında, psikoloji hakkında, beslenme hakkında hepsinden biraz. Hiçbirinden yeterince.

Buna yüzeysel bilgi de diyemiyorsunuz, çünkü o kadar çok okumuşsunuz ki. Ama derin bilgi de değil, çünkü hiçbirinin üzerinde gerçekten durmamışsınız.

Ortada asılı kalıyorsunuz. Ne tam bilen, ne tam bilmeyen.

Bunun bir de yorgunluk boyutu var.

Beyin her gün tonlarca bilgiyle bombardımana uğruyor. Bir kısmı önemli, bir kısmı saçma, bir kısmı doğru, bir kısmı yanlış ama hepsini işlemek zorunda hissediyorsunuz.

Bir haberi atlasanız geri kalacakmışsınız gibi, bir konuyu bilmesaniz cahil kalacakmışsınız gibi bir his var.

Akşam olduğunda yorgunsunuz. Ama ne iş yaptınız, ne spor yaptınız. Sadece baktınız, okudunuz, kaydettiniz.

Zihniniz yoruldu ama beslenmedi.

Bir tanıdığınız mutlaka şunu söylemiştir: Ben haberleri takip etmiyorum, zaten bir işe yaramıyor.

Bunu duyunca içinizden hafif bir küçümseme geçti mi? Ne kadar ilgisiz diye?

Ama belki o adam sezgisel olarak doğru bir şey yapıyor. Belki her şeyi takip etmek, hiçbir şeyi takip etmemekle aynı yere çıkıyor. Sadece biri yoruluyor, diğeri yorulmuyor.

Çözüm daha az bilgi tüketmek değil. Çözüm neyi tüketeceğinizi seçmek.

Bir konuyu yüzeysel geçmek yerine derinlemesine anlamak. On haber okumak yerine bir konuyu gerçekten sindirmek. Her şeyi bilmeye çalışmak yerine birkaç şeyi iyi bilmek.

Bu kulağa kolay geliyor. Ama telefonunuzu elinize aldığınız an akan o akış sizi yukarı çekiyor ve siz yine sürükleniyorsunuz.

Çünkü sistem sizi bilgilendirmek için değil, sizi orada tutmak için tasarlandı.

Bunu biliyorsunuz. Ben de biliyorum. Ama bilmek yetmiyor zaten bu yazının konusu da bu.

Biliyoruz. Ama değişmiyor.

Ve belki de en büyük bilgi yorgunluğu bu: neyi yapmaması gerektiğini bilen ama durduramayan insan.

Yazar: Nizamettin Gümüş

Benim için yazmak; büyük dünyaları kurtarma iddiasından çok uzak, sadece geçmişin tecrübesini bugünün sorularıyla birleştirip kağıda dökme gayreti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.