Favori web sitelerimizin birer birer yok olmasıyla pandemiyi atlatmamız arasındaki o süreçte, modern internet dediğimiz şey aslında şapka takmış dört dev şirkete dönüştü.
O şapkanın yakasında Bulut (The Cloud) yazan bir isim kartı var. O kartı kaldırsanız altında İnternet yazar; onu da kaldırsanız altında ARPANET (Sadece ticari olmayan kullanım içindir, canına yandığımın dünyası) yazan, o eski günlerin el emeği göz nuru işlemesini görürsünüz.
Bugün internetin yürümesini sağlayan o çelik ve cam yığınlarının çoğuna Google, Amazon, Microsoft ve Meta (GAMM) sahip. Bulut bilişim pazarının %75’i bu üçlünün (Google, Amazon, Microsoft) elinde.
Kıtalar arası interneti taşıyan fiber optik kabloların yarısı Meta ve Google’ın. En sevdiğimiz uygulamalar, alışveriş siteleri, sosyal medya platformları… Hepsi bu dört devin tapulu malı olan altyapılara mahkûm.
Adına bulut diyorlar ama aslında bildiğiniz internet bu. Bulut kelimesi, bu devasa altyapının nasıl tekelleştiğini gizlemek için kullanılan bir kibarlıktan ibaret.
Web’in Geleceği Sadece Tüketimden İbaret
Web 3.0 denilen şey muhtemelen hiçbir zaman NFT’ler ya da blokzinciriyle ilgili olmayacak. Metaverse için yüzümüze o hantal gözlükleri takıp takmayacağımız da meçhul. Ama asıl mesele bu değil. Biz hep İnternetin bir sonraki aşaması ne olacak? diye bekliyoruz ama o gelecek zaten geldi. Kimse fark etmeden arka kapıdan sızdı.
Politikacılar sosyal medyada birbirine laf yetiştirmekle meşgulken, bu dört dev şirket bulabildikleri tüm altyapıyı satın aldı. Eski dosya paylaş ve senkronize et modeli artık onlara yetmiyordu, bu yüzden interneti çok pahalı ve devasa işlem gücü gerektiren bir yapıya dönüştürdüler.
Neden mi? Çünkü veri saklama maliyetleri %94 düştü. Artık bilgisayarında bir terabayt hafızası olan üniversite öğrencisine 50 GB’lık depolama planı satarak imparatorluk kuramazsınız. Onlar da ne yaptı? Not defteri uygulamalarımızın bile çalışmak için internet bağlantısına ve 500 kilometre ötedeki bir sunucuda duran 40 bin dolarlık ekran kartlarına (GPU) ihtiyaç duyduğuna bizi ikna ettiler.
Açık Kaynak Aslında Bir İş Modeli
Şu an devler arasında dörtlü bir satranç maçı dönüyor. Kimin işine geliyorsa o an açıklığı ya da güvenliği savunuyor.
Mesela Microsoft, OpenAI sayesinde yüzyıllık bir saltanat kurmuş olabilir. O yüzden stratejisi bizi korkutmak: Yapay zeka kıyameti koparabilir ve bunu kontrol edebilecek tek şirket biziz! diyorlar.
Google ve Meta ise kendi yapay zeka kalelerini kurmanın imkansız olduğuna bizi inandırmaya çalışıyor. Hatta Google’dan bir sızıntı olmuştu; Açık kaynak bizi bitiriyor, biz de kodlarımızı açalım diyorlardı.
Bu aslında koca bir yalan. Kodları açsalar bile, o devasa yapay zekaları çalıştıracak veri merkezlerine, özel işlemcilere ve okyanus altı kablolara sadece onlar sahip. Asıl kale kod değil, bu donanım.
Ve Tabii ki Zuckerberg…
Zuck, 80’lerin distopik bir romanını okuyup Vay be, insanlar berbat dünyadan kaçıp sanal gerçeklikte yaşasın, ne güzel fikir! diyen ve bunu ciddiye alan bir adam. Ama Metaverse falan hikaye. Asıl mesele Meta’nın dünyanın en gelişmiş bulut bilişim şirketi olması.
Zuck, Llama gibi yapay zeka modellerini bedavaya (açık kaynak gibi) dağıtıyor diye onu hayırsever sanmayın. O sadece yazıcıyı maliyetine satıp mürekkepten sizi öpmeye çalışan bir satıcı. O modelleri bedava alabilirsiniz ama çalıştırmak için yine onun altyapısına muhtaç kalacaksınız.
Peki Ne Yapacağız?
Bu anlattıklarım biraz moral bozucu, biliyorum. Bir süredir bağımsız web için umutlanmıştık; bloglarımıza döndük, Mastodon gibi platformlara geçtik, kendimize satılık olmayan küçük alanlar açtık. Ama pardösülü o dört dev, biz nereye gidersek gidelim kapı tutucu olarak tepemizde durmaya devam ediyor.
İnterneti bu devlerden geri almanın kolay bir yolu yok. Ama işe birbirimize karşı nazik davranarak başlayabiliriz. Sen Twitter’dasın, o Instagram’da diye birbirimizi yemeyi bırakmalıyız. Bu kavga sadece onların işine yarıyor.
İnternet; gökyüzündeki dağılmış bulutlardan ya da nehirlerden ibaret değil. İnternet; çelikten, camdan ve okyanusun derinliklerindeki kablolardan oluşan devasa bir makine. Ve birileri bu makinenin sahibi. Sahibi oldukları için de kontrol onlarda. Bunu yüksek sesle söylemeliyiz, yoksa o büyüye kapılıp efendilerimize daha da mahkûm kalacağız.
Gerçekten bağımsız bir internet istiyorsak, sadece umut etmek yetmez; bunun için savaşmaya hazır olmalıyız.
