Satın Alınamayanların Pusulası: Namuslu Bir Hikaye

Yayınlayan:

Namuslu bir hikayen varsa seni kimse satın alamaz.

Bu sözün en çok yakıştığı mesleğin gazetecilik olduğunu düşünüyorum. Zira gazeteci, halkı o devasa söz kalabalığı içerisinde doğru söze ulaştırandır. Bu nedenle gazeteci olarak kabul etmesek dahi topluma hitap edenlerin namuslu bir hikayeye sahip olmaları elzemdir.

Yaşadığımız çağ, tam da bahsettiğimiz o söz kalabalığının en sağır edici seviyeye ulaştığı bir çağ. Herkesin konuştuğu ama pek az kişinin gerçekten bir şeyler söylediği bu gürültüde, hakikati aradan çekip çıkarmak sadece bir meslek ahlakı değil, büyük bir vicdan meselesidir.

Fakat tablonun bir de karanlık yüzü var. Sözlerine yalan katanlar, hakikati kendi menfaatlerinin kalıbına göre eğip bükenler…

Bugün mesleğini bir silaha, elindeki medya gücünü ise bir tehdit ve şantaj unsuruna dönüştürenler, aslında kendi hikayelerini çoktan güç odaklarına rehin bırakmış olanlardır. Onlar için kalem, karanlığı aydınlatan bir fener değil; namlusunu kime doğrultacakları siparişle belirlenmiş bir tetiktir.

Makam, para veya geçici bir nüfuz uğruna kelimelerin namusunu kirletenler, kurdukları o devasa korku imparatorluğuna rağmen aslında en büyük yoksulluğu yaşarlar. Güçlünün yanında hizalanıp zayıfın üzerine basarak elde edilen o sahte itibar, satılık ruhların üzerini örtmeye yetmez.

İşte tam bu yozlaşmanın ortasında, o namuslu hikaye bir direniş hattı olarak yeniden karşımıza çıkar. Bugün cebinde bir basın kartı taşımasa bile; dijital dünyanın bağımsız bir köşesinde samimi ve entelektüel bir günlük tutan, fikirlerini maskesiz, aracısız bir şekilde okuruna sunan her yazar aslında bu namusun varisidir.

Kelimelerini bir vitrin süsü, bir pazarlama aracı ya da bir sopa olarak değil; inandığı değerlerin yansıması olarak kullanan kalem erbabı, o hikayenin günümüzdeki en güçlü taşıyıcısıdır.

Algıların ve manipülasyonun bizi dört bir yandan kuşattığı bu devirde, satılık olmayan tek şey, yazarın kendi iç dünyasına ve harflere duyduğu o hesapsız saygıdır.

Satın alınamamak, sadece maddi bir direniş değildir. Aynı zamanda kibrin, şöhretin, başkalarını ezerek yükselme hevesinin ve herkes gibi olma baskısının da rüşvetini reddetmektir.

Büyük ve süslü yalanların ardına saklanmak yerine, kendi köşesinde yalın bir samimiyetle hakikati arayan kişinin hikayesi zaten paha biçilemez bir hale gelir. Fiyatı olmayan bir şeyi de hiçbir güç satın alamaz.

Sözün özü; unvanımız veya mesleğimiz ne olursa olsun, birilerine hitap ediyor, birilerinin zihnine ve kalbine kelimelerimizle misafir oluyorsak, ardımızda bırakacağımız en büyük miras, kimsenin bedelini ödemeye gücünün yetmeyeceği o lekesiz, samimi ve onurlu hikayemiz olacaktır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.