Bir haber çıkıyor. Deprem, kaza, trafik faciası fark etmiyor. Birkaç dakika içinde telefonunuzu açıyorsunuz ve akış dolup taşıyor.
Geçmiş olsun, Allah rahmet eylesin, Yüreğim yandı.
Paylaşım üstüne paylaşım. Hikayeler, siyah kareler, alev emojileri. Herkes bir şeyler yazıyor, herkes bir şeyler hissediyor ya da hissediyormuş gibi yapıyor. İkisini birbirinden ayırt etmek giderek zorlaşıyor.
Empati, bir zamanlar sessiz bir şeydi.
Komşunun kapısını çalmaktı. Cenazede yanında durmaktı. Bir şey söylemeden sadece orada olmaktı. Görünmezdi, ölçülemezdi, fotoğraflanamazdı.
Şimdiyse tam tersi. Empati ancak görünürse var sayılıyor. Paylaşmazsan umursamıyorsun. Yorum yapmazsan duyarsızsın. Hikayene eklemezsen sanki o olay seni hiç etkilememiş gibi.
Hissetmek yetmiyor artık. Hissettiğini kanıtlamak gerekiyor.
Şöyle bir düşünün.
Bir tanıdığınızın yakını vefat etti diyelim. Telefonu açıp aradınız mı? Yoksa WhatsApp’a geçmiş olsun 🙏 yazıp kapattınız mı?
İkisi de nezaket sayılıyor artık. Ama ikisi aynı şey değil.
Biri zaman istiyor, emek istiyor, belki karşılıklı bir sessizliği göğüslemek istiyor. Diğeri beş saniye. Ve biz giderek beş saniyelik empatiyi içselleştiriyoruz. Çünkü hayat hızlı, herkes meşgul, üstelik bir şey yapmak istiyoruz ya işte yaptık.
Sosyal medyadaki empati performansının kendine has kuralları var.
Büyük bir acıda sessiz kalmak ayıp. Ama çok geç kalmak da olmaz trend geçtikten sonra paylaşım yapmak tuhaf kaçar. Doğru kelimeler seçilmeli, çok soğuk olmamalı ama çok dramatik de olmamalı. Fotoğraf varsa dikkat yanlış görsel seçmek eleştiri getirir.
Yani empati göstermek başlı başına bir performans hazırlığı haline geldi. İçten değil, doğru olmak zorunda.
Bu işin bir de hesap kitap tarafı var.
Empati paylaşımları beğeni alıyor. Ne kadar duyarlı insan yorumları geliyor. Profil bir nebze olsun anlam kazanıyor. Hissetmekten çok, hisseden biri olarak görünmek ödüllendiriliyor.
Ve beyin bunu öğreniyor. Bir dahaki acıda da aynı şeyi yapıyor. Otomatikleşiyor. Bir süre sonra o paylaşımı yaparken gerçekten bir şey hissedip hissetmediğinizi kendiniz de bilmiyorsunuz.
Asıl mesele şu değil: insanlar sahte.
Asıl mesele şu: sistem, samimiyeti dışarı itiyor.
Gerçek empati yavaştır, belirsizdir, çoğu zaman gösterilmez. Ama sosyal medya hızı, görünürlüğü ve netliği ödüllendiriyor. Bu koşullarda gerçek empatinin hayatta kalması giderek zorlaşıyor.
Hepimiz bu sistemin içindeyiz. Hepimiz zaman zaman o beş saniyelik yorumu yazıyoruz. Bunu yazan insanlar kötü değil.
Ama belki arada bir durup şunu sormak lazım: karşımdaki insan için gerçekten ne yaptım? Telefonu açtım mı? Kapıyı çaldım mı? Yanında oturdum mu?
Yoksa sadece hikayeme mi ekledim?
