Yokuşta Bırakanlar Düzlükte Kavuşanlar

İnsanoğlu böyledir; yükün altına girmeyi pek sevmez ama ağacın gölgesinde serinlemeye gelince en öne o koşar. ​Geçtiğimiz günlerde Kırkpınar çayırında bir hikâye yazıldı. Başpehlivanlık, Sinop Durağanlı Erkan Taş’a nasip oldu. Kırkpınar Ağalığı ise üçüncü kez yine bir Sinoplu’da, Ayancıklı Ufuk Özünlü’de kaldı. İki memleket evladı, er meydanının zirvesine isimlerini yazdırdı.

​Şimdi bakıyorum da, etraf bir anda bayram yerine döndü. Sivil toplum kuruluşları, dernekler, vakıflar, yerel kurumlar…

Müthiş bir sahiplenme yarışı, bir tebrik telaşı, tabiri caizse bir sevgi seline kapılmış gidiyoruz.

Herkesin dilinde aynı cümle: Bizim evladımız, memleketimizin gururu..
​İyi, güzel, hoş da… İnsanın kalbine ağır gelen, boğazına düğümlenen bir soru var.

​Bu adamlar o yokuşları tırmanırken, tırnaklarıyla kazıya kazıya o yolları geçerken siz neredeydiniz?

​Eskiler, Zahmetsiz rahmet olmaz derler. Bizim devrimizin hastalığı ise tam olarak budur: Zahmetine katlanmadığımız işin, rahmetine ortak olmaya çalışıyoruz.

Tohum toprağın altında karanlıkta boğuşurken suyunu esirgeyenler, ağaç meyve verince dalını bükmek için birbiriyle yarışıyor.

​Başarı ne tuhaf bir şeydir. Meydana çıkınca herkes ona babası olduğunu iddia eder. Oysa başarısızlık hep yetimdir, hep öksüzdür.

​Meselenin en hazin tarafı şudur: Sinoplu Erkan Taş, er meydanına Antalya Belediyesi adına çıkıyor. Neden? Çünkü kendi toprağının kurumları, kendi memleketinin dernekleri ona zamanında omuz vermemiş. Düşerken elinden tutmamış, terlerken sırtını sıvazlamamış. Çareyi, kıymetini bilen başka kapılarda bulmuş.

Şimdi o delikanlı başpehlivan olunca Sinopluluğu birdenbire kıymete bindi. Bu, samimi bir vefa mıdır, yoksa hazır bir şöhretin rüzgârından faydalanma telaşı mı?

​Derneklerimizin, kurumlarımızın asıl vazifesi, parlamış yıldızların ışığında yıkanmak değildir.

Asıl vazife; ayakkabısı yırtık olan, salon bulamayan, destek göremeyen o yalnız gençlerin elinden tutmaktır.

Yola çıkarken yoldaş olmak, yükü beraber omuzlamaktır.

​Şimdi o şampiyonluk fotoğraflarının içine girmek için birbirini ezenlere sormak lazım: Bugün şehrinizin arka sokaklarında, köylerinde, imkânsızlıklar içinde çırpınan hangi gencin derdiyle dertleniyorsunuz?

Gerçek sahiplenme, pehlivan galip geldiğinde onu alkışlamakla olmaz. Gerçek sahiplenme, o pehlivan yenilip çayıra düştüğünde, yüzü toprağa değdiğinde yanına koşup Canın sağ olsun evlat, biz buradayız diyebilmektir.

​Erkan Taş’ı alnından öpüyor, Ufuk Beye de hayırlı olsun diyorum. Gayret onlardan, tevfik Allah’tandır. Gerisi ise koca bir kalabalıktır.

​Velhasıl, herkes niyetinin menzilinde yürür. Kimi emeğin ve alın terinin peşinden gider, kimi de vitrinin ve gösterişin…

Bize düşen, o yokuşu tek başına çıkanların hakkını, düzlükte bekleyenlere yedirmemektir.

Nizamettin Gümüş; sivil toplum, toplumsal ahlak ve yerel dinamikler üzerine gözlemlerini aktaran bağımsız bir köşe yazarıdır.

Yazar: Nizamettin Gümüş

Benim için yazmak; büyük dünyaları kurtarma iddiasından çok uzak, sadece geçmişin tecrübesini bugünün sorularıyla birleştirip kağıda dökme gayreti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.