Sivil toplum kuruluşu (STK) denildiğinde pek çoklarının aklına yalnızca yaz şenlikleri düzenleyen, panayır kuran, konserler ve sıra geceleriyle kalabalıkları toplayıp günü kurtaran organizasyon şirketleri geliyor.
Elbette hemşehrileri bir araya getiren, hasret giderilen o sosyal etkinliklerin bir kıymeti vardır; bunu inkar edemeyiz. Fakat sivil toplum kuruluşlarının omuzlarındaki asıl yük, asli görev bu değildir.
Cemiyetçiliğin gerçek kantarı, bayramlar gibi toplumsal dayanışmanın ve merhametin zirve yapması gereken anlarda tartılır.
Senede birkaç gün meydanlarda halay çekmek kolaydır; zor ve kıymetli olan, yılın her günü sessizce düşenin elinden tutabilmek, yakınlaşmak kelimesinin hakkını verebilmektir.
İşte tam bu noktada, özellikle memleket bağlarını taze tutma iddiasındaki STK’lara tarihi ve vicdani bir görev düşüyor. Bireysel olarak birimizin eli en fazla kendi sokağımıza, apartman komşumuza uzanabilir.
Ancak organize olmuş bir iyilik hareketi, o yardımı alır ve kilometrelerce öteye, kapısı uzun zamandır çalınmamış bir ihtiyaç sahibine ulaştırır.
Bayramlar, dernekler ve vakıflar için bir eğlence veya protokol fırsatı değil; kimsesizlerin kimsesi olma, güven inşa etme ve iyiliği adaletle dağıtma sınavıdır.
Bizim topraklarımızın, Sinop’un mayasında zaten o karşılıksız yardımlaşma, diğerkâmlık ruhu vardır. Sinop’un o samimi, telaşsız ikliminde yoğrulanlar çok iyi bilir; komşunun tenceresi kaynamıyorsa, senin sofrandaki aşın bereketi, yediğin lokmanın tadı olmaz.
Bugün gurbetle sıla arasında devasa bir köprü vazifesi gören Sinop STK’larına düşen en büyük görev, memleketin bu kadim ruhunu modern çağda yeniden diriltmektir.
Bu diriliş, şovdan uzak, ince bir işçilik gerektirir. Kurban payını veya bayramlığı bir ihtiyaç sahibine ulaştırmak, sadece maddi bir aktarım değildir. İnsanın onurunu incitmeden, o veren el kibrine kapılmadan, sadece bir emanetçi olduğunun bilinciyle o kapıyı çalabilmektir.
Gösterişli iftar çadırlarında poz vermek yerine, fısıltı gazetesiyle değil, gerçek bir saha çalışmasıyla yetimi, dulu, garibi bulup Sağ elin verdiğini sol elin görmemesi düsturuyla emaneti teslim etmektir.
Velhasıl, Kurban Bayramı eti bölüşmekten ziyade, derdi bölüşme sanatıdır. Sivil toplum kuruluşları, enerjilerini ve bütçelerini anlık eğlence organizasyonlarından ziyade bu kalıcı iyilik hareketlerine harcadığında gerçek bir cemiyet haline gelir.
Unutmayalım; gerçek bayram, kendi soframızdaki bereketi, hiç tanımadığımız ama kalbini hissettiğimiz birinin sofrasına sessizce taşıyabildiğimiz gün başlar.
Kurban Bayramımız mübarek olsun.
