Bir içerik üreticisinin profilini açın. Özgün bakış açısı. Gerçek deneyimler. Samimi içerikler. Hepsinde aynı kelimeler. Hepsinde aynı iddia. Ve hepsinde, şaşırtıcı bir benzerlik.
Özgünlük, özgünlüğünü yitirdi. Hem de tam da herkesin özgün olmaya çalıştığı dönemde.
Önce şunu soralım, özgün içerik ne demek?
On yıl önce bu soru anlamsızdı. İçerik üretmek zaten bir çabayı gerektiriyordu. Blog yazmak, video çekmek, bir şeyler ortaya koymak bunlar herkesin yapmadığı şeylerdi. Az yapan vardı, çok yapan yoktu. Az olan zaten kendiliğinden farklıydı.
Sonra herkes yapmaya başladı.
Araçlar kolaylaştı. Platformlar çoğaldı. Algoritma teşvik etti. Ve milyonlarca insan aynı anda aynı soruyu sormaya başladı: Ben nasıl farklı olurum?
Bu sorunun cevabını arayınca ne oldu? Herkes birbirine benzedi.
Özgünlük bir formüle dönüştüğünde, bir noktada birisi şunu keşfetti: Kişisel hikâye anlat, daha çok etkileşim alırsın.
Herkes kişisel hikâye anlatmaya başladı.
Sonra: Zayıflıklarını paylaş, güven oluşturur.
Herkes zayıflıklarını paylaşmaya başladı.
Sonra: Tartışmalı görüşler yaz, daha çok yayılır.
Herkes tartışmalı görüşler yazmaya başladı.
Her özgünlük stratejisi kitleselleşince özgünlüğünü yitirdi. Geriye bir form kaldı, içerik kalmadı. Kişisel hikâye anlatıyorsunuz ama hepsi aynı yapıda.
Zayıflık paylaşıyorsunuz ama hepsi aynı dozda, aynı sonuçla. Tartışmalı görüş yazıyorsunuz ama hepsi güvenli sınırlar içinde, kimseyi gerçekten rahatsız etmeyecek kadar.
Özgünlük, bir içerik türüne dönüştü. Ve her içerik türü gibi, zamanla bayatladı.
Şimdi bir de bunu düşünün.
Milyonlarca insan her gün yapay zekaya yazı yazdırıyor. Makaleler, gönderiler, bültenler, blog yazıları. Bunların önemli bir kısmı doğrudan yayınlanıyor, bir kısmı düzenlenerek çıkıyor.
Ortaya ne çıktı? İnternet, birbirine inanılmaz benzeyen bir içerik denizine döndü. Aynı cümle yapıları. Aynı geçiş ifadeleri. Aynı sonuç paragrafları. Aynı işte bu yüzden önemli kapanışları.
Ve ironik olan şu: Bu içeriklerin büyük kısmı özgün bakış açısı sunuyoruz iddiasıyla yayınlanıyor.
Özgünlük artık bir iddia. Gerçekliği ise giderek daha az önemli hale geliyor. Ya da öyle görünüyor.
Ama durun, burada bir hata yapmamak lazım. Özgün içerik kalmadı demek kolay. Karamsar bir sonuç, kolay alkış alır. Ama doğru mu?
Değil.
Özgün içerik var. Az, ama var. Ve tam da bu yüzden değeri arttı.
Kalabalıkta herkes aynı sesi çıkardığında, farklı bir ses daha uzağa gidiyor. Herkes aynı formülle yazarken gerçekten farklı düşünen biri anında fark ediliyor. Algoritma ne kadar gürültü üretirse üretsin, insan zihni kaliteyi ayırt etme kapasitesini yitirmiyor.
Yani mesele özgün içeriğin bitip bitmediği değil. Mesele özgün içeriğin nasıl üretildiği.
Özgünlük nereden geliyor?
Bir şeyi net söyleyeyim: özgünlük, kendinizi farklı göstermeye çalışmaktan gelmiyor.
Farklı görünmeye çalışan içerik, tam da bu çabanın izlerini taşır. Okuyucu hisseder. Bu insan beni etkilemeye çalışıyor duygusu, bağı koparır.
Özgünlük, başka bir yerden geliyor.
Uzun süre bir şeyle gerçekten uğraşmaktan geliyor. Bir konuyu yüzeysel değil, derinlemesine bilmekten. Bir deneyimi yaşamış olmaktan, sadece gözlemlemekten değil.
Başkalarının söylemediği şeyi söyleme cesaretinden. Ve bazen de sadece, kendi sesiyle konuşmaktan.
Özgünlük bir teknik değil, bir birikim meselesi. Birikim olmadan teknik, sadece taklittir.
O zaman ne yapmalı?
Eğer ürettiğiniz içerik şu soruya evet diyorsa, durmanız lazım:
Bunu ben yazmasaydım, başka biri de yazabilir miydi?
Eğer cevap evetse, o içerik özgün değildir. Bilgilendirici olabilir, faydalı olabilir, teknik olarak doğru olabilir. Ama özgün değildir.
Özgün içerik, sizi yerinden eden içeriktir. Sizi sorgulatan. Sizi rahatsız eden. Kolayca yazılamayan. Başkasına yazdırılamayan.
Ve evet, bu tür içerik daha az üretilir. Çünkü zordur. Zaman alır. Her gün çıkmaz. Algoritmanın istediği sıklıkta gelmez.
Ama kalır.
Özgün içerik üretmek diye bir şey kaldı mı?
Kaldı. Ama ucuzlamadı. Aksine pahalandı.
Herkesin ürettiği bir dünyada, gerçekten üretmek; herkesin konuştuğu bir dünyada, gerçekten bir şey söylemek bunlar eskisinden daha zor, eskisinden daha değerli.
Soru şu değil: özgün içerik mümkün mü?
Soru şu: siz buna hazır mısınız?








Selam.
Özgünlük, kesinlikle ölmez % 1′ de olsa % 10’da olsa muhakkak halen var. Fakat, yapay zekaların bu kadar artmasıyla artık insalar özgün bir şeyler üretmekten kaçıyor. Çünkü insaların kafasında şöyle bir şey var. ‘Zaten artık yapay zeka benim yazımı kim okuyacak’ düşüncesi var. Blog yazmaya başladığım ilk zamanlardan 3 – 4 yıl öncesine kadar elimden geldiği kadar özgün içerik üretmeye çalışıyordum ve bunun faydasını gerçekten görüyordum. Dediğin gibi algoritmalar özgün içeriği harika bir şekilde taçlandırıyor.
Son 3 – 4 yıldır bazı nedenlerden dolayı hiç blog yazmadım desem yeridir. Fakat, artık düzenli olarak blog yazmaya özen gösteriyorum. Evet yapay zekadan bende yararlanıyorum ama şunu yapmıyorum; Bir konuyu yapay zekaya yazdırıp direk blogumda paylaşmıyorum. Yapay zekayı taslak olarak kullanıyorum. Örneğin bir konuda farklı düşünceler mi arıyorum bunu yapay zeka ile yapıyorum. Yapay zeka gerçekten doğru bir şekilde kullanıldığında insanın bakış açısını değiştiriyor.
Yani, yapay zekayı bilgi edinmek, fikirler üretmek konusunda kullanıyorum. Fakat kod bölümünü kullanıyorum. Çünkü, yazılım bilgim olmadığı halde harika şeyler yapıyorum yapay zeka ile.
Umarım, insanlar bir gün blogların değerini tekrar anlarlar.
Selamlar Gökhan, tekrar uğradığın için teşekkür ediyorum. Umarım iyisindir.
Özgün içerik denildiğinde, akla gelen ilk isimlerden biri olduğunu söylemek ve yazdıklarına hak vermek abartı olmaz. Blogculuğun, içerik üretmenin en zor zamanlarından bugünlere ulaşan nadir isimlerdensin.
Yapay zeka hakkında görüşlerinin tamamına katılıyorum. Her araç amacına uygun olarak kullanıldığında kusursuz çalışır.
Benim için süreç şöyle işliyor;
Yazını tamamını kendim yazıyorum. Sonra Yapay zekadan yazı içerisinde geçen bazı kilit kelimeleri günümüz dijital dilindeki karşılığını vermesini istiyorum. Mesela bu yazının giriş cümlesinde yer alan deneyim sözcüğü, yapay zekanın benim yazdığım sözcük yerine tercih ettiği bir sözcük. Bu şekilde yaparak yazının hem arama motorlarına hem de dijital dünyaya göz kırpmasını sağlıyorum.
Blogosferde bir dönem, birçok blog yazarı, birbirlerinin işledikleri konuları ele aldılar. Yetmedi, birbirlerinin tema tasarımlarını hatta sabit sayfaların biçimlerini dahi kopyaladılar.
Bu da özgünlüğün kaybolmasına ve bir dönem bloglamanın duraklamasına neden oldu.
Şimdi, yine birçok blog yazarı aynı hataya düşüyor. Yapay zekanın ürettiği içerikleri olduğu gibi yayınlıyorlar. Kendi sesleri, kendi hisleri olmadan.
Umarım bu trend de bir noktada sona erer ve kişisel blog kavramı eski anlamına kavuşur.
Rica ederim.
Çok şükür iyiyim. Umarım sende iyisindir.
Aynen, yapay zekayı bu şekilde kullanmak daha mantıklı bence de.
Çünkü, insan en azından kendinden de bir şeyler katmalı. Bir şeyler üretmeli diye düşünüyorum.
Ben, şuna inanıyorum. Yapay zekalar bu kadar artsa da gün gelecek insanlar tekrardan kendi içeriklerini üretmeye başlayacaklar.
İnsanın bir şeyler üretmesi, üretebilmesi kadar güzel bir şey yoktur bence.