Taraf Seçmek Zorunda Bırakılmak

Bir konu çıkıyor ortaya. Siyasi de olabilir, gündelik de. Sosyal medyada yayılıyor, herkes bir şeyler yazıyor. Arkadaşınız size dönüyor: Sen ne düşünüyorsun bu konuda?

Bir konu çıkıyor ortaya. Siyasi de olabilir, gündelik de. Sosyal medyada yayılıyor, herkes bir şeyler yazıyor. Arkadaşınız size dönüyor: Sen ne düşünüyorsun bu konuda?

Duruyorsunuz. Çünkü konu karmaşık. İki tarafın da haklı olduğu yerler var, iki tarafın da haksız olduğu yerler var. Bunu söylüyorsunuz.

Arkadaşınızın yüzü değişiyor. Yani taraf tutmuyorsun öyle mi?

Tarafsız kalmak, bir zamanlar olgun bir tutumdu.

Her şeyin bir de öbür tarafı vardır derdi büyükler. Acele karar vermemek, dinlemek, düşünmek erdemdi. İnsanlar farklı fikirlere sahip olabilirdi ve bu normal karşılanırdı.

Şimdiyse tarafsızlık şüpheyle karşılanıyor. Hatta zaman zaman suç gibi görülüyor. Taraf tutmuyorsan zaten karşı tarafsın mantığı o kadar yaygınlaştı ki, sessiz kalmak bile bir pozisyon sayılmaya başladı.

Bunun bir adı var: kutuplaşma.

Ama kutuplaşma sadece siyasi bir kavram değil artık. Gündelik hayatın içine kadar sızdı. Hangi futbol takımını tuttuğunuzdan tutun, hangi diziyi izlediğinize kadar her şey bir kimlik meselesi haline geldi. Ve kimlik meselesi haline gelen her şey, taraf seçmeyi zorunlu kılıyor.

Ortada durmak için giderek daha fazla cesaret gerekiyor.

Şöyle bir şey de oluyor.

Karmaşık bir konuda bilmiyorum ya da her iki tarafın da haklı olduğu noktalar var dediğinizde, insanlar bunu düşünce derinliği olarak değil, kararsızlık olarak okuyor. Hatta kimi zaman dürüstlük olarak bile görmüyor gerçekte ne düşündüğünü söylemiyorsun diye yorumluyor.

Oysa çoğu konuda kesin cevap yok. Hayat o kadar net değil. Ama bunu kabul etmek artık zayıflık sayılıyor.

Bir de şu var.

Taraf seçmek, düşünmekten daha kolay.

Bir gruba giriyorsunuz. O grubun doğruları sizin doğrularınız oluyor. Neye kızacağınızı, neyi savunacağınızı, kimi sevip kimi sevmeyeceğinizi grup belirliyor. Zihniniz rahatlamış oluyor çünkü her seferinde sıfırdan düşünmek yorucu.

Ve sistem de bunu biliyor. Sosyal medya algoritmalarından televizyon haberlerine kadar her şey sizi bir tarafa çekiyor, orada tutuyor, öfkenizi besliyor. Çünkü taraf tutan insan, ekranda daha uzun kalıyor.

Ama asıl kaybeden kim biliyor musunuz? Ortadaki insan.

Hem bu tarafa hem o tarafa anlayışla bakan, iki tarafı da dinleyebilen, kolay bir etikete sığmayan insan. O insan her iki taraftan da baskı görüyor. Bizden değil deniyor. Dışlanıyor, güvenilmez bulunuyor.

Sonunda ya bir tarafa geçiyor, ya da tamamen susup çekiliyor. İkisi de toplum için kayıp.

Şunu sormak lazım bazen.

Bu konuda gerçekten ne düşünüyorum? Yoksa tarafımın ne düşünmemi beklediğini mi düşünüyorum?

İkisi arasındaki fark küçük görünüyor. Ama değil. Biri size ait bir düşünce. Diğeri size verilmiş bir düşünce. Taraf seçmek zorunda değilsiniz. Ama bunu söylemek giderek daha cesaret istiyor.

Yazar: Nizamettin Gümüş

Benim için yazmak; büyük dünyaları kurtarma iddiasından çok uzak, sadece geçmişin tecrübesini bugünün sorularıyla birleştirip kağıda dökme gayreti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.