Okuyucu Kazanmak mı, Okuyucu Olmak mı?

Herkes bir şeyler yazıyor. LinkedIn’de düşüncelerimi paylaşıyorum diye başlayan gönderiler. Instagram’da üç satırlık hayat dersleri. X’te iğneleyici tek cümleler. Substack’te haftalık bültenler. Kişisel bloglar. Medium yazıları.

Herkes bir şeyler yazıyor. LinkedIn’de düşüncelerimi paylaşıyorum diye başlayan gönderiler. Instagram’da üç satırlık hayat dersleri. X’te iğneleyici tek cümleler. Substack’te haftalık bültenler. Kişisel bloglar. Medium yazıları.

Ve hepsinin ortak bir derdi var: Nasıl daha fazla okuyucu kazanırım?

Bu yanlış bir soru. Hem de tam anlamıyla yanlış. Üstelik, bu sorudan önce sorulması gereken başka sorular var.

Örneğin,

Kaç kitap okudunuz geçen ay? Kaç makale, kaç blog yazısı, kaç uzun form içerik?

Sadece başlığını görüp geçtiklerinizi değil, gerçekten oturup okuduklarınızı soruyorum.

Eğer cevabınız pek fazla değil ise ve aynı zamanda nasıl daha iyi yazarım, nasıl daha çok okunan biri olurum diye düşünüyorsanız, bir sorunuz var demektir.

İyi bir yazar olmak istiyorsanız, önce iyi bir okuyucu olmanız gerekiyor. Bu bir tavsiye değil, bu işin olmazsa olmazı.

Şunu açıkça söylemek lazım: sosyal medyada içerik tüketmek, okumak değildir.

Ekrana bakıyorsunuz, kelimeler gözünüzün önünden geçiyor, bir şeyler beğeniyorsunuz. Ama bunun okumakla, düşünmekle, bir metnin içinde kaybolmakla ilgisi yok.

Okumak yavaş bir şeydir. Rahatsız edici de olabilir. İyi bir metin sizi zorlar, alışkanlıklarınızı sorgular, bilmediğinizi sandığınız şeyleri bilmediğinizi hatırlatır.

İçerik tüketmek ise tam tersine size hep haklı hissettirir. Zaten inandığınız şeyleri, sizi onaylayan başlıklarla karşınıza getirir. Algoritma sizi rahat ettirmeye programlanmıştır. Rahatlık ise düşünceyi köreltir.

Ve işte tam burada bir paradoks ortaya çıkıyor: En çok içerik tüketen insanlar, çoğu zaman en az düşünen insanlardır.

Bir şey yazıyorsunuz. Diyelim ki iş dünyasına dair bir deneyim. Ya da toplumsal bir gözlem. Ya da sadece içinizden geçen bir şey.

Peki o yazıyı yazmadan önce, o konuyu gerçekten okudunuz mu? Başkalarının ne düşündüğüne baktınız mı? Kendinizden farklı düşünenleri, sizi zorlayacak metinleri okudunuz mu?

Yoksa sadece kendi düşüncelerinizi onaylayan şeyleri mi gördünüz?

Burası tehlikeli olabilir. Okumadan yazan insan, aynı düşünceleri defalarca tekrar eden bir sisteme dönüşür. Kelimeler değişir, başlık farklılaşır ama içeride hep aynı yoksulluk vardır. Bunu okuyucu hemen hisseder. Belki söyleyemez ama hisseder.

İyi bir okuyucu olmak, çok okumak demek değildir.

Hız okuma kurslarından geçmiş, yılda yüz kitap okuduğunu söyleyen insanlar var. Peki bunların kaçı gerçekten içlerinde iz bırakmış?

İyi okuyucu, yavaş okur. Durur. Bir cümleyi iki kez okur. Kenara not düşer. Kitabı kapatıp düşünür. Bazen bir paragraf yüzünden saatler içinde kaybolur.

İyi okuyucu, kendine yabancı metinleri de okur. Kendi görüşlerine uymayan argümanları, kendi alanının dışındaki konuları, kendi döneminin değil başka dönemlerin yazarlarını.

Ve belki en önemlisi, iyi okuyucu sabırlıdır. Her şeyi hemen anlamak zorunda olmadığını bilir. Bir metnin içinde kaybolmak, zaman zaman şaşırmak, bazen hiç anlamamak okuma deneyiminin parçasıdır.

Bir yazar olarak sesiniz, büyük ölçüde okuduklarınızın bileşimidir.

Bu kötü bir şey değil. Hiçbir ses yoktan var olmaz. Her yazar, okuduklarının içinden bir sentez yapar ve zamanla kendi sesini bulur. Ama önce o hammadde gerekir.

Farklı yazarları okursanız, farklı cümle yapıları görürsünüz. Farklı düşünme biçimlerine tanık olursunuz. Bir konuyu sekiz farklı insanın sekiz farklı gözle nasıl gördüğünü izlersiniz. Bu birikim, sizi tek tip olmaktan kurtarır.

Okumayan yazar ise kendi içinde döner durur. Aynı kalıpları, aynı benzetmeleri, aynı fikirleri tekrar tekrar kullanır. Farkında bile olmaz çoğu zaman.

Şimdi dönelim başa.

Okuyucu kazanmak istiyorsanız, okuyucunun size neden geldiğini anlamanız lazım.

İnsanlar başka bir yerden bulamadıkları bir şey için gelir. Alışılmışın dışında bir bakış açısı, beklenmedik bir bağlantı, farklı bir ses. Bunu ise ancak gerçekten düşünen biri üretebilir. Gerçekten düşünmek için de gerçekten okumak gerekir.

Okuyucu kazanmak bir strateji meselesi değil, bir birikim meselesidir.

SEO ipuçları, içerik takvimleri, viral başlık formülleri bunların hepsi eğer arkasında gerçek bir düşünce yoksa birer çöptür. Kısa vadede işe yarayabilir. Ama bir yazar olarak büyümez, derinleşmezsiniz. Ve zamanla fark edilir bu.

Size bir önerim var.

Bu hafta bir şey yazmadan önce, sadece okuyun. Acele etmeden. Bir kitabı, uzun bir makaleyi, bir denemeyi. Telefonunuzu kapatın. Notlar alın.

Ardından kendinize sorun: Bu bende ne uyandırdı? Bunu neden yazdı? Ben olsaydım bunu nasıl düşünürdüm?

Sonra yazın. Farkı anlarsınız.

Okuyucu kazanmak güzel bir hedef. Ama önce kendiniz iyi bir okuyucu olun. Gerisi, zamanla gelir.

Yazar: Nizamettin Gümüş

Benim için yazmak; büyük dünyaları kurtarma iddiasından çok uzak, sadece geçmişin tecrübesini bugünün sorularıyla birleştirip kağıda dökme gayreti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.