Eskiden internette bir şey aramak, eline bir fener alıp kütüphanenin tozlu raflarında kaybolmak gibiydi. Bir kelime yazardınız ve karşınıza on farklı insanın on farklı dünyası çıkardı.
Linklere tıklar, o tavşan deliğinden aşağı iner ve aramaya başladığınız şeyden bambaşka bir hazineyle yukarı çıkardınız. Buna keşif diyorduk.
Şimdi ise Google ve diğerleri, o feneri elimizden alıp bizi kör bir odaya kapattılar. Artık bir şey aramıyoruz; bize bir cevap dikte ediliyor.
GAMM (Google, Amazon, Microsoft, Meta) tayfası yeni bir oyuncak buldu: Yapay zeka destekli cevap motorları. Artık o arama çubuğuna bir şey yazdığınızda, karşınıza bir web sitesi gelmiyor. Onun yerine, internetin her köşesinden çalınmış bilgilerle harmanlanmış, ruhsuz bir paragraf geliyor.
Neden mi? Çünkü o linke tıklayıp başka birinin bağımsız sitesine gitmenizi istemiyorlar. Sizi kendi bahçelerinde, kendi reklamlarının gölgesinde tutmak zorundalar.
Eğer o kapıdan dışarı çıkarsanız, sizi nasıl izleyecekler? Nasıl sitede geçirilen süre istatistiklerini şişirecekler?
Daha önce bahsettiğim o çaba sezgiselliği meselesine dönelim. Bir bilgiye ulaşmak için hiçbir emek harcamadığınızda, o bilgi zihninizde bir yer kaplamıyor. Sadece bir fast-food öğünü gibi tüketip geçiyorsunuz.
Yapay zeka size en iyi kahve nasıl yapılır? sorusunun cevabını saniyeler içinde verebilir; ama sizi o bilgiyi paylaşan tutkulu bir baristanın kişisel bloguyla tanıştırmaz. O baristanın hikayesini, o sayfanın kendine has tasarımını, o insanın ruhunu göremezsiniz.
Onlar için internet sadece bir veri madeni, bizim içinse bir yaşam alanıydı. Aramızdaki temel fark bu.
Şu anki internet deneyimi, bir açık büfeden ziyade bir hastane odasına benziyor. Önünüze bir tepsi geliyor, içinde ne yemeniz gerektiğine karar verilmiş renkli haplar var. Al şunu, bu senin merakını giderir diyorlar. Ama biz hasta değiliz; biz sadece dünyayı, o kurumsal filtrelerden geçmemiş haliyle görmek isteyen insanlarız.
Eğer her şey size bir gümüş tepside, pürüzsüz ve kusursuz bir cevap olarak sunuluyorsa, bir yerlerde birileri sizin merakınızı öldürüyor demektir.
Peki şimdi ne olacak?
Cevap makineleri bizi tembelleştirecek, evet. Web sitelerini birer içerik tarlasına dönüştürecekler, ona da evet. Ama bu tiyatronun bir sonu var. İnsanlar bir noktada o ruhsuz paragraflardan sıkılacak. O zaman ne yapacağız?
Yine o eski usul yöntemlere döneceğiz. Birbirimizin sitelerini bulacağız, RSS beslemelerimizi takip edeceğiz ve o meşhur arama çubuklarını sadece gitmek istediğimiz adresi yazmak için kullanacağız.
Çünkü gerçek bilgi, bir robotun sizin için özetlediği şey değil; sizin tozlu raflar arasında bulup çıkardığınız o pürüzlü, hatalı ama gerçek parçadır.
Not: Bu yazıyı okuyorsanız, hâlâ bir yerlere tıklıyorsunuz demektir. Henüz tamamen kaybolmamışız.
