Her şey 5 Şubat 2019’da Google’ın içinde çalan Sarı Alarm (Code Yellow) ile başlıyor. Teknoloji dünyasında Sarı Alarm, öyle sıradan bir toplantı kodu değil; tüm projelerin durdurulduğu, çalışanların savaş odalarına çekildiği bir DEFCON 1 krizidir.

Google Arama Motoru Nasıl Öldü ve Katilleri Kimler?

Yayınlayan:

Bugün arama motorlarında karşımıza çıkan o ruhsuz, yapay zeka ile fason üretilmiş SEO çöp yığınları bir teknolojik kaza değil. Bu, işinin ehli ustalarla, sadece excel tablolarındaki rakamlara tapan kravatlı yönetim danışmanlarının savaşıydı ve maalesef o savaşı şimdilik danışmanlar kazandı.

Her şey 5 Şubat 2019’da Google’ın içinde çalan Sarı Alarm (Code Yellow) ile başlıyor. Teknoloji dünyasında Sarı Alarm, öyle sıradan bir toplantı kodu değil; tüm projelerin durdurulduğu, çalışanların savaş odalarına çekildiği bir DEFCON 1 krizidir.

Peki kriz neydi?

Google’ın altyapısı mı çökmüştü? Hayır. Reklam bölümünün başındaki Jerry Dischler ve mühendislikten sorumlu Shiv Venkataraman panik içindeydi çünkü arama gelirleri düşüyordu.

Daha da vahimi, insanların Google’a sorduğu soru sayısı, yani sorgu büyümesi beklentilerin altındaydı. Bu durum, sırf satışlar düştü diye şoförleri arabalarınıza yeterince kilometre yapmıyorsunuz diye suçlamaktan farksız bir akıl tutulmasıydı.

O dönem Google Arama’nın başında Ben Gomes adında bir adam vardı. Neredeyse 20 yılını bu işe vermiş, PageRank algoritmasının ilk günlerinden beri sistemin temelini atan, tek derdi kullanıcıya gerçek bilgiyi sunmak olan has bir bilgisayar bilimcisi.

Tıpkı atölyesindeki kaliteyi korumaya çalışan bir ustabaşı gibi direniyordu. Adalet Bakanlığı’nın antitröst davasında sızan o çarpıcı e-postalarda Gomes, yönetimden gelen baskılara karşı tek başına bir duvar gibi duruyor.

Şubat ayının o gerilimli günlerinde yönetim, Gomes ve ekibinden etkileşimi artırmak için arama deneyimini kasten bozmalarını istiyordu.

İstedikleri şey korkunçtu: İnsanlar istediklerini hemen bulamasın, sitede daha fazla zaman geçirsin ki reklam tıklama ihtimalleri artsın. Arama Başkan Yardımcısı Nick Fox ile yazışmalarında Gomes, arama motorunun reklamlara bu kadar yaklaşmasından ne kadar rahatsız olduğunu haykırıyordu.

Yazım düzeltmelerini kapatmak, arama kalitesini düşürmek gibi ucuz hilelerle kısa vadede sorgu sayısını artırabileceklerini ama bunun kullanıcıya ihanet olduğunu açıkça yazdı.

Gomes’e göre, insanları Google’da tutmanın yolu onları bir hapishaneye kapatmak değil, geri dönmek isteyecekleri kaliteli bir deneyim yaratmaktı.

Ancak dijital derebeylikte işler böyle yürümüyor. Gomes’in karşısında, şirketin büyüme motorunu çalıştıran reklam ekibi ve o ekibin asıl beyni Prabhakar Raghavan vardı. Raghavan, Google CEO’su Sundar Pichai’nin McKinsey kafasıyla şirkete dahil ettiği o malum yönetim danışmanı zihniyetinin vücut bulmuş haliydi.

McKinsey’in o işçi düşmanı, maliyetleri kısıp kaliteyi yok ederek sadece kârı maksimize eden toksik felsefesi artık Google’ın damarlarına girmişti. Sadece hissedar değerini önemseyen bu adamların teknolojiyle, internetin felsefesiyle zerre ilgisi yoktu.

Peki bu Raghavan kimdi? Dijital çağın çarkları o kadar ironik işliyor ki; Raghavan, 2005-2012 yılları arasında Yahoo’nun arama bölümünün başındaydı. O dönemde Yahoo’nun pazar payını %30’lardan %13’lere kadar düşürmüş, şirketi devasa işten çıkarmalara sürüklemiş ve sonunda arama motoru pazarından tamamen silinmesine neden olmuştu.

Öyle büyük bir yıkımdı ki, Yahoo kendi arama teknolojisini çöpe atıp on yıllığına Bing’i kiralamak zorunda kalmıştı.

İşte Yahoo’yu batıran bu adam, başarısızlıktan beslenerek Google Arama’nın başına geçecek yolu bulmuştu.

Sonuç, bağımsız internetin ve arama motorlarının ölüm fermanı oldu. Code Yellow fiyaskosundan bir yıl kadar sonra, o liyakatli mühendis Ben Gomes görevden alınarak pasif bir eğitim birimine sürgüne gönderildi. Yerine, arama motorunu Yahoo’da batıran Prabhakar Raghavan getirildi.

Raghavan koltuğa oturur oturmaz Google’ın genetiğiyle oynandı. Geçmişte arama sonuçlarını temiz tutmak için yapılan güncellemeler (örneğin 2012’deki Penguin) gizlice esnetildi, daha önce engellenen çöp sitelere yeniden trafik akmaya başladı.

Mayıs 2019’da reklamların tasarımı değiştirildi; o belirgin yeşil Reklam ibareleri kaldırılıp normal arama sonuçlarına tıpatıp benzeyen küçük siyah yazılara dönüştürüldü. Amaç, kullanıcıların neyin organik bilgi, neyin satılık bir tıklama olduğunu anlamasını engellemekti.

Bugün internetin Ölü İnternet Teorisini aratmayacak şekilde yapay zeka tarafından kusulan içeriklerle dolmasının, arama yaptığımızda karşımıza sadece kâr amaçlı SEO metinlerinin çıkmasının sebebi işte bu süreçtir.

Teknolojinin, onu inşa eden gerçek yaratıcıların elinden alınıp, tek derdi büyümek olan parazit yöneticilerin eline teslim edilmesinin acı faturasıdır bu.

Babalarımızın kütüphanelerinde duran o cilt cilt ansiklopedilerin verdiği o somut, o sarsılmaz ve güvenilir bilginin yerini; bugün şirketlerin sunucularında yaşayan, her an kuralları değiştirilebilen ve bize ait olmayan bir abonelik düzeni aldı. Dijital mülkiyetimiz gasp edildi, geriye sadece sürekli tıklamamız beklenen bir dopamin döngüsü kaldı.

İşte tam da bu yüzden Dijital Zühd diyorum. Kendi dijital toprağımıza dönmek zorundayız. Şirketlerin “Size Özel” diye sunduğu o fason üretim tünellerinden çıkıp, kendi bağımsız sunucularımızda, belki kimsenin okumayacağı ama tamamen bize ait olan o yavaş ve derinlikli metinleri inşa etmeliyiz.

Çünkü gerçek internet, bu çürüme ekonomisinin çarklarını reddedenlerin kendi kurdukları sessiz alanlarda yaşamaya devam edecek.

Bölüm 1: Arama Motorlarının Ölümü ve Cevap Makineleri Tiyatrosu

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.